Yürüyerek dört gol

Bizim ligin kendine özgü dizilişleri var. Siz takımların 4-4-2, 4-3-3, 4-2-3-1, 4-1-3-2 falan dizildiğini sanabilirsiniz. Hiç öyle değil.

Bizim ligin kendine özgü dizilişleri var. Siz takımların 4-4-2, 4-3-3, 4-2-3-1, 4-1-3-2 falan dizildiğini sanabilirsiniz. Hiç öyle değil.
Geçen hafta Beşiktaş 6-0-4 dizildi, Trabzon da 5-0-5... İkisi de gol yemedi, hocaları bayram etti.
Üstelik merkezi medya onları öve öve bitiremedi. İçeride 1-0, dışarıda 0-0, eder 68 puan... Bu puanla şampiyon mu olacaklar!
Trabzon’un Yatara olunca atak, olmayınca savunma oynamaya karar vermesi başka gariplik... Bir futbolcu demek bu kadar etkili... Cuma günü Denizli’de ikinci yarı
3 forvete döndüler, ne oldu, izlenir bir oyun çıktı ortaya. Cumartesi gecesi 5-0-5 oynayan Fener, Gençler 10 kişi kalınca Selçuk’u oyuna alıp 6-0-4’e döndü!
Galatasaray’da sözüm ona 4-1-3-2 gibi dizildi Kocaeli karşısına... Geri dörtlünün önündeki Ayhan savunmadan çok atağa yatkın bir oyuncu. Önündeki üçlü de öyle. Oldu mu size gerçek diziliş 4-0-6... Gerilerde birileri top kesecek, bir şekilde ilerideki kurmaylara geçirecek, onlar da ince işler yapacakÖ Bu anlayışı reddeden bir tek Harry Kewell vardı. Başkasının işlerini de yaptı. Avustralyalıya ikinci yarı oyuna giren Yaser ve Alparslan eklendi. Ne varsa gençlerde var. En azında kafaları açık.
Kocaeli’nin ise atağa niyeti yoktu başlarda. Baktılar ki Galatasaray ileri altılısı ile geri dörtlüsü arasında bomboş yaylalar var. Bülent Bölükbaşı topu çaprazdan 30-40 metre getirdi getirdi, birinci ligin kıdemli golcülerinden Taner Gülleri’nin önüne bıraktı. O da Servet’e hamle fırsatı vermeden vurdu: 1-0... Kocaeli iki kişiyle yarattığı tehlikeli atakları çoğaltabilirdi ilk yarı ama nedense fazla zorlamadılar... İkinci yarı kalabalık çıkar gibi oldular, arkada boş alanlar bıraktılar. Oyunun iki yanını aynı anda oynayamadılar. İkinci golden sonra maçı bıraktılar. Kümede kalmaya oynayan takımların ortak zaafı bu.
Ev sahipleri savunmada da eşlikçi rolü üstlendiler daha çok. Rakibe baskı uygulayamadılar. Yedikleri ilk gol kalecilerinin topu bloke etme sevdası kadar oyunu toplu biçimde seyretmelerinin eseri... Galatasaray ilk yarı bundan yararlanamadı. Halı saha takımı gibiydiler. Biri  topu alıyor, biraz sürüyor, sonra kime vereceğine bakıyor, yan ya da geriye pas yapıyor. Arkadaşları da bu sırada onu seyrediyor. Koşu yapan, yer değiştiren, kanada ve koşu yoluna derin pas atan yok.
İkinci yarı Aydın’ın yerine Yaser girdi, Galatasaray atakları genişlik kazandı. Dikine ve tek toplarla oynamaya başladılar. Kocaelililer de boş alanlar bıraktılar rakiplerine... Lincoln bile rahat pas yapma olanağı buldu. Halı saha virtüözü topu evelemeden gevelemeden derin atınca arkadaşlarını gol pozisyonuna soktu.
Skora aldanmayın. Sadece ikinci yarının ilk onbeş ve son on dakikasında futbola benzer
bir şeyler vardı sahada.
Gerisi kağnı ritminde seyreden garip bir oyundu. Galatasaray antrenmanda bu kadar rahat oynamıyordur.
Maçın adamı: Kanattan sarkan, ortaya gelip pres yapan, oyun kuran, kornerde kalesinin yan direğini alan ve golünü atan Harry Kewell...
Maçın seyirliği: Galatasaray’ın üçüncü golü. Alparslan 40-50 metre topu dikine götürdü,
Milan Baros’a bitirici noktaya topu gönderdi.