Korkuyu beklerken

Oğuz Atay?ın vefatının seneidevriyesinde İnönü Stadı?nda üstadın ?Korkuyu Beklerken? öyküsünü hatırlamamak mümkün mü? Öykünün baş kahramanının ?Ubor Metenga? isimli...

Oğuz Atay’ın vefatının seneidevriyesinde İnönü Stadı’nda üstadın ‘Korkuyu Beklerken’ öyküsünü hatırlamamak mümkün mü? Öykünün baş kahramanının ‘Ubor Metenga’ isimli bir örgüt imzalı tehdit mektubu alıp, kendi paranoyası yüzünden delirişi misali, Beşiktaş taraftarı da cinnetin eşiğine gelmiş durumda. Bu topraklarda başarısızlıkla sınanan herkes gibi paranoyanın esiri olmak üzereler. Geçen hafta Aykut Kocaman’ı, Fenerbahçe’ye yenilip kendilerini mağlup ettiği için niyet davasında yargılayıp toplu küfür cezasına çarptırmışlardı. Dünse hedefte ısınmak için sahaya çıkan hakem üçlüsü vardı. ‘Ubor MeHeKa’dan tehdit mektupları aldıklarına inanıyor gibilerdi.
Öldürdük, haklarını teslim etmeyi unutmayalım. Maç öncesi tezahüratlarıyla Beşiktaş sevgilerini Ankaragücü nefreti üzerinden tanımlayan Siyah-Beyazlı tribünler ilk düdükle birlikte buna bir son verdi ve 90 dakika boyunca da çok fazla tekrarlamadılar. Ne var ki Mustafa Denizli Beşiktaş futbolunu rakip üzerinden tanımlamayı dün de sürdürdü. Sol bek oynayan Ekrem Dağ’ı da sayarsak altı defansif oyuncu; ‘formsuzlar Delgado ile Serdar Özkan’ ve top alamayan Nobre ile Holosko... Sonuç; organize olamayan, rakibinin ikramları olmasa pozisyon bulamayan bir Beşiktaş.
Aslında ilk yarıyı, 35. dakikayı milat kabul edip ikiye ayırmak gerek. Siyah-Beyazlılar bu kadar defansif bir kadroyla çıkmasına rağmen ilk golü yiyebilirdi. Lakin defansın hatalarını Gökhan Emreciksin ve Murat Erdoğan bir türlü değerlendiremedi. Anladık ki, taraftarının anlaşılmaz cinneti yüzünden Ünal Karaman’sız kalan Sarı-Lacivertliler Beşiktaş’ın arayıp da bulamadığı rakipti. Nitekim hemen hiçbiri organize olmasa da ilk yarıda golü en
çok Kartal kokladı. Sonunda da Henrique’nin ikramını geri çevirmeyen Holosko ile öne geçtiler. 35’ten sonra daha derli toplu yüklenmeleri ve Nobre’nin kaçırdığı üç mutlak gol de cabası...
İkinci yarıda Ekrem, Cisse, Ali Tandoğan ve Cisse genelde ikişerli nöbetler halinde hücuma destek vermeye başladı. Ankaragücü ise Murat-Metin ve İlkem-Chaabani değişiklikleriyle kan tazelese de daha cüretkâr olmayı bir türlü göze alamadı. Hal böyle olunca Beşiktaş daha etkili tarafmış gibi gözüktü fakat atakların neredeyse hiçbiri ceza sahası içine taşınamadı. Doğrusu 83’te Gökhan Emreciksin’in şutu direkten dönmeyip gol olsaydı ‘Maçın hakkı beraberlik değildi’ diyemezdik. Ev sahibinin kazanması da futbolun adaletini sorgulatmaya yetmedi.
Beşiktaş taraftarıyla başladık, santranın diğer yakasıyla bitirelim. Ankaragücü cephesinde bir geçiş dönemi yaşandığını kabul etmek gerekir ama bunun en büyük müsebbibi sapla samanı birbirinden ayıramayan taraftar. Cemal Aydın’a yönelik ‘Sensiz 66 gün cennet sayılır’ gibi yaratıcı ve tabii ki kendilerince haklı bir protestonun mimarları, Ünal Karaman’ın gitmesine neden olmamalıydı. Şimdi Mesut Bakkal ya da bir başkası göreve gelecek, sonra da belki bir başkası daha... Ama tribünler kendi yönetiminden bile daha istikrar karşıtı davranmayı sürdürürse ‘Korkuyu beklerken’ değil ‘Tutunamayanlar’da bir karakter olacak.