Hanede tedrisat

Ailenin eğitimin önemli bir parçası olduğu bir gerçek. Belki de en iyi çözüm: Ufakların neyi, nasıl öğrendiklerinden düzenli haberdar olmak.

O fazlasıyla heyecanlı babalar vardır hani. “Alayım çocuğumu karşıma, anlatayım boyuna” diye beklerler. Ben de onlardan biriyim. Hatta onları açık ara sollarım. İnanmazsanız şunu dinleyin: Oğlan daha üç yaşındaydı; şüphecilikten bahseden bir çizgi roman okumaya kalktım. İki dakika içinde “Baba ne zaman boyayacağız?” diye sordu çocuk.

Düzeldim zamanla tabii. Zaten okula başladı. Bir sürü şey öğreniyor. Biz de ödevlerinde yardımcı oluyoruz. Kısacası yuvarlanıp gidiyor gibiyiz. Bir de bazı Hayat Bilgisi soruları olmasa... “Aşağıdakilerden hangisi sağlıksız bir harekettir?” Doğru cevap: “Terli terli su içmek.” Hayda! Neden? Ben sormuyorum; evde fır dönüp sırılsıklam terleyen sonra da şişeyi ağzına dayayan çocuk soruyor. Ayrıca aynı çocuk televizyonda sporcuların kan ter içinde şişelerce su içtiğini görüyor. Bir başka ‘doğru’ cevap: “Büyüklerin yanında fikrimizi söylememeliyiz.” Biz ne diyoruz, kitap ne diyor!

Evden mezunlar

Dünyada çocuklarını okula göndermeyip, evlerinde yetiştiren pek çok aile var. Özellikle Amerika ve İngiltere’de. Bu ailelerin derdi ülkelerindeki eğitim sistemi. Eleştirileri bana pek yabancı gelmedi: Tek tip ve otoriter eğitim, bireysel özelliklerin göz ardı edilmesi, çocukların kendilerine güvenlerinin sarsılması.

İnsanın aklına sorular üşüşüyor hemen. Böyle yetişen bir çocuk nasıl sosyalleşiyor? Okula giden arkadaşlarıyla kaynaşabiliyor mu? İlerde
üniversiteye ya da bir işe girebilir mi? Yetişkin olduğu zaman toplumsal yaşama kolay ayak uydurabilir mi? Benzer kaygıları Amerikan Psikoloji Birliği de 1990’ların ortasında dile getirmiş. Ancak 2000 yılına kadar yapılan araştırmaların önemli bir kısmı, bu kaygıların yersiz olabileceğini söylüyor.

Bir araştırmada, okulda ve evde eğitilen çocuklardan iki eşit sayıda grup oluşturuluyor. Grupların birbirlerine denk olmasına dikkat ediliyor. Yani her iki grupta da benzer ailelerden gelen, aynı yaşlarda ve cinsiyette çocuklar bulunuyor. İki grup ayrı ayrı incelendiğinde, çocukların kendilerini ifade etmelerinde bir fark görülmüyor. Daha sonra çocuklar birleştiriliyor ve oyun oynarlarken başlarına iki uzman veriliyor. Bu uzmanlar hangi çocuğun, hangi gruptan olduğunu bilmiyorlar. Uzmanlardan her çocuğu ayrı ayrı değerlendirmeleri isteniyor. Sonuçlar çarpıcı: Okulda eğitilen çocuklarda, evde eğitilen çocuklara göre daha fazla problemli davranış gözleniyor.

Başka bir araştırmacı ise evden mezun 230 yetişkini inceliyor. Bu insanların üçte biri işe giriyor, diğerleri ise üniversiteye devam ediyor. Her iki grubun da işlerinde ve yüksek eğitimlerinde başarılı oldukları görülüyor. Sosyalleşmek bir yana, önemli bir kısmının liderlik vasıflarına sahip oldukları anlaşılıyor.

Orta yol

Evde eğitimi eleştirenler de var tabii. Bir kere evde okul eğitimi vermek, ebeveynlerin önemli bir zamanına mal oluyor. Evin mali yükü de göz önüne alındığında, ev öğretmenliği çiftlerden birinin görevi oluveriyor. Ve bu neredeyse her zaman anne oluyor. Bir diğer konu da insanların çocuklarını okullardan alması ile birlikte, zaten kulp takılan eğitim sistemi daha da kötüye gidiyor. Olan, tek bir maaş ile geçinemeyen ya da evde eğitim vermek için kendini yeterli görmeyen ailelerin çocuklarına oluyor. Bu da toplum içinde bir ayrışmaya sebep olabiliyor.

Karışık iş vesselam. Hoş bizim sistemimizde sadece evde eğitim vermek imkânsız. Ancak ailenin eğitimin önemli bir parçası olduğu da bir gerçek. Onun için ilk akla gelen belki de en iyi çözüm: Ufakların neyi, nasıl öğrendiklerinden düzenli haberdar olmak. Hayat Bilgisi’ne dikkat!