Kadının adı akademide var

Bazı olumsuzluklara rağmen, Türkiye'de kadının adı akademide var. Kadın akademisyenlerimiz, canlarını dişlerine takıp kendileri geldiler bu noktaya.

Türkiye’deki her yönetici, bir gün Avrupa’dakilere dönüp “Ne haber düdükler!” demenin hayaliyle yaşar. Düzeltiyorum; herkesin ortak hayali budur. İşte bugün, o gün. Çünkü kadın araştırmacı sayılarına bakıldığında yükseköğretim kurumlarımız Avrupa’dakilerin önünde.

AB - Türkiye

Avrupa Komisyonu, 2003 yılından bu yana bilim ve araştırma alanlarında kadınların ne kadar yer aldıklarını raporluyor. Bu raporlarda üç sektörde çalışan kadın ve erkek araştırmacıların ayrıntılı istatistikleri, ülkeler bazında karşılaştırılıyor. Bahsi geçen sektörler ise yükseköğretim, devlet kurumları ve özel işletmeler.

Bu raporların dördüncüsü 2012 yılında yayımlandı. Rapora göre Avrupa Birliği’nde yer alan 27 ülkede doktoralı kadın araştırmacı sayısındaki artış, erkek sayısındaki artışın önünde. İyi haber; yükseköğretimdeki her alanda, kadınların varlığı gittikçe daha çok hissediliyor. Üstelik bu alanların arasında kadınların pek tercih etmediği düşünülen mühendislik ve teknoloji alanları da var. Fakat bu olumlu havaya rağmen, birlik ülkelerinde kadın araştırmacılar hâlâ azınlıktalar. Tüm araştırmacıların sadece üçte biri kadın. Oysa yüksekeğitim görmüş kadın sayısı erkeklerden daha fazla.

2009 yılı verilerine göre ülkemiz yükseköğretim kurumlarındaki araştırmacıların yüzde 41’i kadın. Bu sayı Avrupa Birliği ülkeleri ortalamasının bir basamak üzerinde. Doktora verilen konulara ayrıntılı bakınca, Türkiye’nin bazı önyargıları yıktığı görülüyor. AB ülkelerinde fen bilimleri, matematik gibi konularda doktoralı araştırmacıların çoğunluğu erkek. Türkiye’de ise bu alanlarda doktora yapmış her iki kişiden biri kadın. Bu arada sanılanın tam aksine, sosyal bilimler ve eğitim alanlarında doktora yapmış erkek sayısı kadın sayısını geçiyor. Sağlık alanında ise kadınların açık ara üstünlüğü var.

Rapor, akademik kariyer adımlarını tırmanma konusunda cam tavan indeksini kullanıyor. Bu indeks, bir kadın akademisyenin profesör olmak için erkekler ile eşit şansa sahip olup olmadığını gösteriyor. İşte Türkiye bu noktada parlıyor! Gerek 2004 yılı verileri, gerekse 2010 verileri ülkemizi bu indekse göre sıralamanın en başına koyuyor.

Ya yönetim?

Bu tatlı hikâyeye limon sıkmak istemezdim ama zurnanın zırt dediği yeri de yazmalıyım. Doğru; akademideki kadın araştırmacı sayılarımız Avrupa ortalamalarının üzerinde. Fakat aynı akademisyenler üniversite yönetimlerinde çok az temsil ediliyorlar. Yükseköğretim kurumlarında erkekler egemen.

YÖK malumunuz; 30 kişilik yönetim kadrosunda sadece bir kadın var. Üniversite rektörlerine de bakınca işin vahameti iyice ortaya çıkıyor. Yüksekokullar ve akademiler hariç, toplam 177 üniversitenin sadece 13’ünde kadın rektör var. Kısacası akademisyen kadromuzun yarısına yakını kadınken üniversitelerin en üst makamında bu oran 10’da biri bulmuyor. Bu sayılar o kadar düşük ki, TBMM’nin bile altında. Düşünün artık.

Son yazdığım olumsuzluklara rağmen, Türkiye’de kadının adı akademide şüphesiz var. Hem de bütün ağırlığıyla. Ve evet; artık Avrupa’ya nanik yapabiliriz. Fakat kalkıp da yöneticiler kendilerine pay çıkarmaya çalışmasınlar. Çünkü kadın akademisyenlerimiz, canlarını dişlerine takarak kendi başlarına geldiler bu noktaya. Başarı onların. Harikasınız arkadaşlar, Dünya Kadınlar Günü’nüz kutlu olsun!