Nur topu gibi damarlar

Prof. Levent Değertekin ve ekibi ameliyatların seyrini değiştirecek bir keşfe imza attı: Damarlarda gezecek bir kamera.
Nur topu gibi damarlar

Levent Değertekin, Georgia Teknoloji Üniversitesi, Elektrik Elektronik ve Makine Bölümü’nde profesör. Yakın arkadaşım. Son on yıldır ameliyatlarda kullanılabilecek görüntüleme teknikleri üzerinde çalışıyor. Her yıl Türkiye’ye gelir, biz de buluşmaya çalışırız. Önemli işler yaptığını biliyordum. Fakat gurbetten yeni gelmiş insana iş sorulmuyor tabii. Keşke geçen yılbaşı sorsaymışım. Meğer ameliyatların seyrini değiştirecek bir keşfin arefesindeymiş. Ekibiyle damarlarda gezecek bir kamera yapmışlar.

Damaraç
Kalp doktorları kızacak ama damar tıkanıklığının yerini tespit etmek, tıkalı lavaboyu açmaktan çok da farklı değil. İlk önce çok ince bir tel, hastanın damarına sokularak tıkalı yere kadar ilerleniyor. Ardından bu kılavuz telin üzerine kateter denilen bir tüp geçiriliyor.
Doktor, bu tüpten verilen sıvıyı X ışınları altında inceleyerek tıkanıklığın durumuna bakıyor. Ancak tıkanıklık çok yoğun ise sıvı damarda ilerleyemiyor ve cerrahın sağlıklı bir teşhis yapması güçleşiyor. Kaldı ki özellikle küçük hastalarda X ışınları kullanılamıyor. İşte bu durumlarda doktorun tecrübesi ve biraz da el yordamı devreye giriyor.

Ciddi bir tıkanıklıktan şüphelenildiğinde, açık kalp ameliyatı yapmak tek çare olabiliyor. Bir de yüksek çözünürlüklü görüntüler olmadan, el yordamıyla yapılamayacak ameliyatlar var. Örneğin kalp kapakçığı değişimi. Bu tür hassas müdahaleler de ancak açık kalp ameliyatı ile yapılabiliyor. Böyle bir ameliyat da hastalar ve özellikle yaşlılar için hiç kolay değil.

“Bizim kamera bir çeşit el feneri görevi görüyor” diyor Levent. El fenerinin çapı sadece bir buçuk milimetre olduğu için kateterin üzerine tespih tanesi gibi dizilebiliyor. Böylece tıkanıklığın olduğu yere kadar ilerliyor ve aksiyonun göbeğinden üç boyutlu görüntü iletiyor. Ayrıca damardaki tıkanıklığın ciddiyetinden tutun da o bölgenin sertliği, kolesterol değerleri gibi bilgileri dahi elde edebiliyor.

Ultrason

Kamera ses dalgaları ile çalışıyor. Tıpkı anne karnındaki bebeklere baktığımız ultrason cihazları gibi. Ancak Levent ve ekibinin geliştirdiği kameranın en önemli farkı, bu teknoloji ile çalışan dünyadaki en küçük kamera olması. Zaten bu sayede kalbin üzerindeki ince damarlara bile kolayca sığabiliyor. Kendisi minnacık ama üzerinde 100’den fazla sensör taşıyor. Ekibin başarısı, bunca
sensörden gelen onca bilgiyi çok az bir kablo ile dışarıya iletmeleri.

Levent’e kalsa kamera hâlâ büyük. Onun hayali kamerayı iyice küçültüp kılavuz telin ucuna monte etmek. “O zaman katetere bile gerek kalmayacak” diye heyecanla anlatıyor. Kamera yakında testlerden geçecek. İnsanlarda kullanılması içinse birkaç yıla daha ihtiyaç var. Eğer her şey yolunda giderse bu kamera sayesinde açık kalp ameliyatları sayısında kayda değer bir düşüş olabilir. Tabii zamanla diğer zorlu ameliyatlarda da aynı teknoloji kullanılacaktır.

Türkiye’de kullanım, hatta üretim aklıma geliyor. Türkiye’ye dönecek mi diye merak ediyorum. “Belki dönerim, neden olmasın?” diyor. Her zaman bir açık kapı bırakır zaten. İlerleyen günlerde Levent, Amerika’daki bir televizyon kanalında canlı yayına çıktı. İzlemek için hemen YouTube’da arama yapayım dedim. Heyhat! YouTube kapalı. Bizde de durum bu…