Olmayan hastalığın tedavisi

Etik davranmaya, sorumlu bireyler olmaya ya da kendimizden başkalarını düşünmeye kafa yormalıyız. Çünkü o cephedeki erozyon en fenası...

Çok değil bir ay kadar önce deli zırvası bir telefon uygulaması gördüm. Bu uygulama eşcinselliği 60 günde tedavi ettiğini iddia ediyordu. Oturduğunuz yerden, sadece ekranınıza dokunarak...
Lafı gevelemeden söyleyeyim: Eşcinsellik, ya da daha genel olarak cinsel yönelimler, hastalık değiller. Dolayısıyla bir tedaviden bahsetmek abes. Yapılan bilimsel araştırmalar da bunu destekliyor.
Öyle de olsa maalesef pek çok insan hâlâ eşcinselliğin tedavi edilecek bir hastalık olduğunu sanıyor. Sanmakla da kalmıyorlar. Kerameti kendinden menkul bilimsel yayınlara ve şarlatan doktorlara referans vererek akıllarınca yardımcı oluyorlar. İnternette bir dolaşın. Alaylı doktorlardan verilen uydurma tavsiyelerle dolu gırla sayfa var.
Onarıcı terapi
Amerikan Psikoloji Derneği dünyanın önde gelen psikoloji kuruluşlarından biri. Bu dernek 1975 yılından beri kesin bir dille gay, lezbiyen ya da biseksüel yönelimlerin ruhsal bozukluklar olarak değerlendirilmelerine karşı çıkıyor. Benzer şekilde Dünya Sağlık Örgütü de uzun zaman önce eşcinselliği uluslararası hastalıklar sınıflandırmasından çıkardı.
Bu etkili örgütlerin açıklamalarına rağmen yine de birileri çıkıp kafaları karıştırmayı beceriyor. Farklı yöntemlerden, başarı hikâyelerinden bahsediyorlar. Biraz da bilim sosuna buladılar mı, pişirdiklerini yemeyen kalmıyor.
Uzun süredir servis edilen böyle bir yemeğin ismi ‘onarıcı terapi’. Başlıca savunucusu Dr. Joseph Nicolosi. İddiası kimsenin aslında eşcinsel olmadığı. Ona göre eşcinselliğin temelinde bireyin zamanında hemcinsleri tarafından reddedilmesi yatıyor. Onun için onarıcı terapi ile tedavi edilebileceklerine inanıyor. Türkçe de dahil, pek çok dile çevrilen kitaplar yazıyor. İki arkadaşıyla birlikte 1992’de kurdukları örgüte binlerce insan kaydoluyor. Dünyanın çeşitli yerlerindeki doktorlar, Nicolosi’nin önerdiği yöntemleri hastalarına uyguluyorlar.
Sözde bilim
Bu kadar büyümelerinde 2001 yılında ünlü psikiyatrist Dr. Robert L. Spitzer’in sunduğu bir çalışmanın payı var. Spitzer, onarıcı terapi uygulanmış 200 insanla görüştüğünü ve bunların önemli bir çoğunluğunun eşcinsel yönelimlerinden vazgeçtiklerini söylüyor. Bu çalışma tam bir deprem etkisi yaratıyor. Çünkü aynı Spitzer’in eşcinselliğin ruhsal bozukluk kategorisinden çıkarılması için 70’li yılların başında yoğun çaba göstermiş bir aktivist olduğu biliniyor.
Ancak yıllar geçtikçe onarıcı terapiden pis kokular gelmeye başlıyor. Son olarak Amerikan Psikoloji Derneği’nden bir grup doktor bu konuya el atıyor. Ortada bir tedavi olmadığını görüyorlar. Tam aksine bu tür yöntemlerin, insanları ruhsal ve fiziksel olarak hırpaladıklarını söylüyorlar. Cinsel yönelimin onarıcı terapi ile bastırılması suçluluk, utanç, depresyon ve hatta intiharın önünü açıyor.
Bu sürede Nicolosi’nin nesnelliği zaten sorgulanıyordu. Birlikte çalıştığını iddia ettiği insanlardan bile yalanlamalar gelmeye başlamıştı. Ünlü Spitzer’in ise acele ettiği ve yeterince özenli bir çalışma yapmadığı anlaşıldı. Görüştüğü insanların taraflı oldukları ve genel grubu temsil etmedikleri ortaya çıktı. Tüm bunların üzerine Spitzer, tepki çeken 2001 makalesini yazdığı dergiye geçtiğimiz yıl bir mektup göndererek özür diledi.
Saygın bilim insanları ve örgütler gerek heteroseksüel, gerekse homoseksüel davranışların insan cinselliğinin doğal yanları olduğunun altını çiziyorlar. Yine de inanmıyor, insanların cinsel yönelimlerine karışma hakkını kendimizde görüyoruz. Ne münasebet? Asıl etik davranmaya, sorumlu bireyler olmaya ya da kendimizden başkalarını düşünmeye kafa yormalıyız. Çünkü o cephedeki erozyon en fenası. Kesin bilgi.