Ötüyordu kapattık

Kömür madenlerindeki işçiler en ağır şartlarda, dehlizlerde çalışıyorlar. Tehlikeli gazlar cirit atıyor. En başta metan gazı. Şakası da olmaz.

İnsan ne yapacağını şaşırıyor. Telefona sarıldım. Hattın öbür ucunda en yakın arkadaşlarımdan biri, Dr. Şeref Girgin. Kanada’da maden mühendisi, cevher âşığı. Dev madenleri denetlemeye gidiyor. “Gördün mü?” diye soruyorum. Görmüş. Susuyoruz...

Vakvak

Yıllar öncesi. Tüysüz mühendis olduğumuz zamanlar. Şeref araziye çıkıyor; madenlere gidiyor. O zamanlar öğrenip anlattığı ve benim hiç aklımdan çıkmayan bir hikâyesini hatırlıyorum.

Maden mühendisliği öğrencileri, önde hocaları madene inerler. Selamlar alınıp verilir. Gençler ellerindeki aletlerle gaz seviyesini ölçmeye başlarlar. Zararlı gaz tavan yapmış; seviye olması gerekenin çok üstünde. Ne işçilerde bir telaş var, ne de ‘vakvak’ sesi. Gaz çoğaldığında ördek gibi öttüğü için madenciler alarm cihazına bu ismi vermişler, vakvak. Cesaretini toplayan bir öğrenci sorar: “Abi çok gaz var burada, vakvaktan hiç ses yok?” Gençlere yakın bir madenci cevap verir: “Ha o mu? Çok ötüyordu kapattık.”

Bu hikâyeye ne yandan baktığınız, Soma’daki felaket konusunda nerede durduğunuzu gösterir. Kabahati hemen madencilere yükleyecekseniz yazının bundan sonrası sizi ilgilendirmiyor. Yok, eğer sorumluluğun aşağıdan yukarıya; şef, mühendis, müdür, patron ve devlet sırasıyla, katlanarak arttığını kabul ederseniz buyurun konuşalım.

Emniyet, emniyet, emniyet
Kömür madenlerindeki işçiler en ağır şartlarda, çoğu zaman da iki büklüm, dehlizlerde çalışıyorlar. Tehlikeli gazlar içerde cirit atıyor. En başta metan gazı var. Kömürün arasındaki çatlaklardan madene sızıyor haydut. Şakası da olmaz. Hemen parlar, hele sıkışırsa patlar. Havadaki kömür tozunu da unutmayalım. Kolayca çakar, ciğerlere dolar. Öldürür. Onun için içerideki hava sürekli yenilensin diye yeryüzünden galerilere inen havalandırma şaftları açılıyor.

Tehlikeli olan bir tek gazlar değil elbette. Yerin binlerce metre altında çalışılıyor. Her mahzenin üzerinde tonlarca toprak var. Çökme olmasın diye tahkimat sistemi yapılıyor. Aşağısı ise zifirî karanlık. Bir sürü de alet çalışıyor. Elektrik gerek. Aşağıya kablolar iniyor, trafolar yerleştiriliyor. Kömürü dışarı çıkarmak içinse asansörler yapılıyor ya da raylar döşeniyor.

Neresinden baksan büyük bir mühendislik projesi. Çok da riskli. Çünkü söz konusu olan binlerce insanın canı. Haliyle düzgün bir madenin çok ayrıntılı güvenlik kuralları oluyor. Mesela, madenler için ‘Tehlike ve İşletilebilirlik’ çalışması yapılıyor. En olmadık felaket senaryoları düşünülüyor. Kullanılan malzemelerden işçilerin eğitimine kadar her nokta ele alınıyor. Ayrıca düzenli teftişler yapılıyor. Önce şirket denetçilerinin sonra devlet görevlilerinin hiçbir ayrıntıyı kaçırmamaları gerekiyor. Günlük, haftalık ve yıllık kontroller ile tesisin tıkır tıkır ve emniyetli olması garanti ediliyor. Yani o vakvak daha kapanmadan müdahale geliyor; ilk öttüğündeyse maden boşaltılıyor.

Bir tek biz değiliz maden çıkaran. Bakın Almanya’ya. Koca ülkenin en önemli enerji kaynaklarından biri kömür. Madenleri de bizimkiler gibi derinde. Ancak benzerliğimiz buraya kadar. Bu yazı yazılırken Soma’daki ölü madenci sayısı 300’e dayanmıştı. Almanya’daki sayı ise o kadar düşük ki, elim varmadı yazmaya.

Telefonu kapatırken olur da unuturum diye tekrar hatırlatıyor Şeref: “Madende önlenemeyecek kaza olmaz. Hata olur; ihmal olur.” Endişelenme Şefo, aklımdan hiç çıkmıyor ki...