YÖK 2.0

" Yeni yasa tasarısı dönüp dolaşıp YÖK'ü ve üniversiteleri yine göbeğinden devlete bağlıyor. Darbe ruhu hâlâ hissediliyor... "

Kocaman bir fil. Odanın ortasında duruyor. Ne yaparsınız? İtmeyi deneyebilirsiniz. Oda, fil ve onu itekleyenler. Gözünüzün önünde canlandı mı? Hah, işte o fil YÖK. Arkadan itmeye çalışanlar da yeni YÖK yasası için ter dökenler.
Bir de filin çevresinden dolaşma seçeneği var tabii. Hoş onu geçen hafta yazmıştım. Koskoca devlet beni mi dinleyecek? Onun için el mahkûm bu hafta yeni tasarıyı konuşalım bari.

Beyhude çaba
Tasarıyı inceledim; hazırlanan internet sayfasına baktım. YÖK Başkanı Prof. Çetinsaya’yı da dinledim. Ben kendisinin bir reform yapmak istediğini düşünüyorum. Herkesin katılımı olsun diye de çabalıyor. Zaten tasarının başındaki altı sayfalık gerekçe kısmı da kurulan düşü gösteriyor. Hatta bu kısımda öyle yerler var ki Norveç YÖK’ü örnek alınmış hissi veriyor. Gel gör ki geriye kalan 60 sayfadaki dizi dizi kurallar statükoya yine teslim olundu diyor.
Bir kere tasarı dönüp dolaşıp YÖK’ü ve üniversiteleri yine göbeğinden devlete bağlıyor. Darbe ruhu hâlâ hissediliyor. Mesela önerilen maddelerde YÖK Genel Kurulu’nun çoğunluğunu Bakanlar Kurulu, TBMM, Cumhurbaşkanı seçiyor. Kalanlar da Rektörler Kurulu aracılığıyla üniversitelerden belirleniyor. Hal böyle olunca kendileri ile ilgili alınacak kararlarda en az sesini çıkarabilenler üniversiteler oluyor.
Müjde! Bazı üniversitelere konsey geliyor. Vakıf üniversitelerindeki mütevelli heyetlerine benzer bir yapı. Buraya kadar tamam diyelim. Sonra konseyin kimlerden oluştuğuna bakıyorsunuz. O ne? İki kişi Bakanlar Kurulu’ndan, bir kişiyi de YÖK seçiyor. Rektör seçimi de benzer. Eğer üniversitede konsey varsa, seçimi konsey yapıyor. Yoksa, önerilen maddelerin her ikisinde de nihai seçim Cumhurbaşkanı’na bırakılıyor. Evet, Cumhurbaşkanı! Hani bu kararın kendisine bırakılmasını istemeyen Cumhurbaşkanı.

Öğrenci?
Gelelim yeni tasarıda öğrencilerin yerine. Üniversitede en yüksek iki merci Senato ve Üniversite Yönetim Kurulu. İkisinde de birer öğrenci temsilcisi var ama oy hakları yok. Dolayısıyla üniversitede bir karar alınırken büyüklerin paşa gönlü isterse küçükler dinleniyor.
Şu son dört ayda hiç mi bir şey öğrenmedik? Gençler arkamızda, yanımızda değil ama önümüzde olmak istiyorlar. Hem öğrenciler iyi denetçiler olabilirler. Hesap sorabilirler. Başka okullarla kıyaslayıp, baskı unsuru oluşturabilirler. Bir üniversiteyi çekip ileriye götürebilirler. Eh, sen şimdi o öğrenciyi merkezden al, sonra da fona dekor olarak koy. Oldu mu?
Kim, nasıl, ne kadar ders verecek? Doçentlik sınavı nasıl olacak? Öğretim görevlisi nasıl atanacak, hangi çizgiden yürüyecek? Ayrıntı, ayrıntı, ayrıntı... Bir kere tüm ayrıntıları düşünmeye imkân yok. Ayrıca bu kadar incik boncuk olunca üniversitelere hareket alanı kalmıyor. Duruveriyorlar. Üstelik duran adam gibi yaratıcı bir eylem için değil. Sadece hazır olda bekliyorlar.
Zaten işin garipliği, ülkenin en ilerici olması gereken kurumlarını bir şablona oturtmaya çalışmak. Sonra da yaratıcı, girişimci, yenilikçi ol demek. Tutmuyor. Tutmaz da. Çünkü geçen hafta sorduğum soru ortada duruyor: “Bir üniversite daha iyi olmaya neden çalışsın?” Dikte etmeden, kafasına kakmadan bir üniversite kendi kendine sorumluluk alamaz mı? Alamadığı düşünülmüş olmalı ki ne yapması gerektiği uzun uzun sıralanıyor.
Hakkını yemeyelim; hesap verebilme ve kalite güvencesi düşünülmüş. Önemli. İyi ama bu mekanizmalar halihazırda var. Avrupa Birliği süreçleri, uluslararası akreditasyon kuruluşları bir üniversiteyi zaten değerlendiriyorlar. Eğer bir üniversite daha iyi olmak için uğraşıyorsa bu kuruluşları kendisi davet eder. YÖK’e ne hacet?
Üzgünüm ama o fil tüm heybetiyle orada. 30 küsur yılda olduğu yere fena çöreklenmiş. Yeni YÖK tasarısı da maalesef kımıldatacak gibi durmuyor. Daha çok, iyi başlayan ama kötü biten bir hikâyeye benziyor.