Bir yaşam biçimi olarak misafirlik

Türkçede rezıdınsii diye ağzımızda yuvarladığımız; sanatçıların yurtdışında ağırlandıkları ve işler ürettikleri süreç anlamına geliyor.

ABD de yaşayan doktor bir arkadaşımla konuşurken bir residency (misafir sanatçı programı) için oraya geleceğimi söylemiştim. Önce gözleriyle biraz tuhaf tuhaf bakıp sonra da “Residency mi, onu doktorlar yapar” deyivermişti. Doktor haklı, sanat dünyası ile uzaktan yakından alakası olmayan bir hekim için residency demek uzmanlığını yapacağı dönem anlamına geliyor ama bu residency’nin tek kelime anlamı değil. Aynı kelime ABD’de yaşayan göçmenler için ülkede oturma izni almak anlamında kullanılıyor. Türkiye’de ise residency deyince eşin dostun ilk söylediği, “Aaa hangi rezidansta oturuyorsunuz?”a dönüyor. Oysa ki bizim Türkçede rezıdınsii diye ağzımızda yuvarladığımız kelime aslında sanatçıların yurtdışında bir kurum tarafından ağırlandıkları ve yeni işler ürettikleri süreç anlamında. Bir nevi göçmen işçilik gibi. Gelin bu hafta artısıyla eksisiyle bir yaşam biçimi olarak misafir sanatçılık ne demek bakalım.

Soru: Residency süreçleri nasıl işliyor? Sanatçılar nasıl ve neye göre seçiliyorlar, bilgi verir misiniz? @ilkinsan

Merhaba @ilkinsan, pek çok sanat kurumunun bu işlere ayrılmış programları ve bütçeleri var. Bu sayede de değişik periyotlarla (2 haftalık, 3 aylık, hatta birkaç senelik gibi) sanatçı misafir edebiliyorlar. Genellikle kurumlara direkt başvurulabiliyor, ama residency yapmak da kendi içinde bir sektör haline geldiği için sırf bu işe ayrılmış internet siteleri var. Örneğin http://www.resartis.org/en/ ya da http://www.transartists.org/ gibi sitelerde hangi dönemde nereye gidebilirsin gibi soruların cevaplarını bulabilirsin.

Soru: Sanatçılar residency’lere gitmeden de üretim yapamazlar mı? Bir şey yapmak için mutlaka uzaklara mı gitmek gerek? @habudiyar

Sevgili @habudiyar, biz genellikle bir sanat eserinin ne kadara satıldığını duyarız ama aslına bakarsan sanat üretimi yapmak da pahalı bir şey. Hem zaman, hem malzeme hem de emek istiyor. Sanatçıların çoğu içinse bunları karşılayabilmek büyük bir masraf (stüdyo tutmak, malzemelerini almak, işi satılana kadar beklemek gibi). İşte bu noktada bu masrafların karşılanacağı bir yere gitmek sanatçılar için kısa süreli çözümler üretebiliyor. Kurumlar içinse bu durumun kârı, misafir ettikleri sanatçının (bu noktada tanınır olmak devreye girebilir) sergisini yapmak olabiliyor.

Soru: Ben hep sanatçıları stüdyolarında çalışır sanıyordum. Peki sürekli misafir sanatçılık yaparak yaşamak mümkün mü? @dörtduvar

Aslında mümkün ama sürdürülebilir mi emin değilim sevgili @dörtduvar. Yabancı bir kente gidip orada yapılanları görmek, orada bir şeyler üretmek, sanatçılar için ufuk açıcı olabilir. Bu işin iyi tarafı. İşin sorunlu tarafı ise sürekli ve hızla yer değiştirmenin sanat kurumu içinde neredeyse tek üretim yolu haline gelmesi. Dolaşımda olmak tanınırlığı arttırsa da bazen iş kalitesini düşürebiliyor. Bunun sonucu olarak ortaya çıkan durum ise top-model sendromu içinde oradan oraya koşturan sanatçılar, hızlı ve yeterince düşünülmeden kotarılmış işler ve baştan çok yerde gösterilme amaçlı kurgulanan sergiler oluyor.

Soru: Türkiye’de düzenlenen misafir sanatçı programları var mı? @muhtemelsanatçı

Evet, az da olsa var sevgili @muhtemelsanatçı. İKSV’nin düzenlediği ve her yıl dört sanatçıyı Paris’e gönderdiği Cite des Arts programı gibi kurumsal yapıların dışında, İstanbul’da sanatçıların kendilerinin oluşturduğu, PiST///, Caravansarai ve Maumau gibi daha bağımsız misafir programları da var.

Meraklısına linkler:

http://www.pist.org.tr
http://www.caravansarai.info/
http://www.iksv.org/tr/citedesarts