Bu kızlar nereye koşuyor?

Gerçekten sağlıksız şeylerle uğraşmak için insan sağlıklı olmak zorunda.

Resme birlikte bakalım. Ellerinde fırçalar ve yapışkanlarla New York sokaklarında gezen bir grup kadın.. Suratlarında goril maskesi var. Kendilerine Guerilla Girls adını veren bu grup aslında 80’lerde ortaya anonim çıkan bir sanat kolektifi. Goril maskesiyle çektikleri çıplak fotolarını gizlice sokaklara yapıştırıp sanat piyasasındaki eşitsizlikten, erkeklerin domine ettiği bu dünyada kadın olarak var olmanın tek yolunun çıplak poz vermek olmadığından dem vuruyorlar.

Gerilla Kızlar bir gün yine posterlerini asarken polis onları farkediyor ve kovalamaya başlıyor. Kadınlar koşmaya başlıyor. Bu kez kaçmanın tek çaresi olarak koşuyorlar. Goril maskesiyle koşan, topuklayan, kaçan 5 kadın. Neyse ki sonunda yakalanmamayı başarıyorlar. (Tabi bir de Gerilla Girls gibi kaçmak için koşan, hatta kaçarken canından olanlar var. Bu yazı ise onların acısına konu olamayacak kadar naif. )



Koşmak benim için hep korkulacak bir durumdu. Çocukken sokakta oynanan oyunlarda ilk yakalanan ben olurdum mesela. Yakalanmasam da bu kez koşarken yere kapaklanır, çoğu zaman eve yara bere içinde gelirdim.

Ortaokulda basketbol oynamaya başladım. Düz koşu, ters koşu, çizgiler arası koşu, yarışlar, idmanlar, çift idmanlar... Çok iyi olduğum söylenemezdi. (Sanırım toptan da korkuyordum) Antrenörümüz Sevim Abla takımı çizgiler arasında koştururken ben toptan korkmamanın yollarını arardım.

Üniversitede koşmayı bıraktım. Lise hayatım boyunca kendimi o kadar çok koşmaya zorlamıştım ki tamamen koşma karşıtı bir hayat izlemeye karar verdim. Koşmadan sağlıklı olabilmenin mümkün olabildiğini görmek istiyordum. Anti-koşu hayat tarzıma mümkün olduğunca sadık kaldım. Odaklanabilmenin yolunu başka yöntemlerde aradım. Sigara içmeyi denedim. Beceremedim.

Bir köşe yazarının koşmayla ilişkisi hakkında yazı yazması alakasız ya da Murakami özentisi gibi görünebilir. Öte yandan koşmayla ilgili bir kitap yazan Murakami koşmayı aslında yaşamanın özüne benzetiyordu. Onun için koşmak sadece sağlıklı bir yaşamın aracı değil, insanın kendiyle yarıştığı, sadece kendi enerjisini yakarak yol alabildiği bir yoldu, tıpkı kitap yazmak gibi.. Bir süre sonra koşmanın insanı iç dünyasıyla, zihninin derinlikleriyle karşı karşıya getirdiği konusunda Murakami ile aynı fikirde olduğuma karar verdim. Yeniden başladım.

Yazının sebebine geri dönersek, bu hafta ben de Avrasya Maratonu’nda koşuyorum (yazı yayımlandığında umarım 15 kilometreyi koşmuş olacağım). Kaçmadan, topuklamadan sadece kendimle yarışmak için. Murakami “sağlıksız şeylerle uğraşmak için insan sağlıklı olmak zorunda” diyor. Gerçekten de koşmak sağlıksız şu hayatta sağlıklı bir kafayı tutmak için tek yol gibi. Tabi Guerilla Girls gibi yakalanmamayı başarabilenlere!

Herkese iyi haftalar!

Referanslar: Koşmasaydım Yazamazdım, Haruki Murakami, 2013.
Güncel sanatla ilgili aklınıza takılan tüm sorular için: guncelsanatkafasi@gmail.com Twitter: @sanatkafasi @isilegri