Çare Drogba mı Alparslan mı?

Bugün sokakta gördüğümüz 'Çare Drogba' sloganları elbette '1071 Alparslan' projelerinden üstündür. Çünkü biri içinde yaşanılan gerçekliği özetler, diğeri ise kes-yapıştır yöntemi ile tarihi tekrar etmeye özenir..

Bundan yıllar yıllar önce Almanya’da yaşayan bir adam aslında herkesin sanatçı olabileceği fikrini ortaya atar. Herkesin yarı deli, yarı dâhi biri olarak gördüğü adam bir sanat profesörüdür. Hocası olduğu üniversiteye önceden hiç sanat eğitimi almamış pek çok kişiyi ücretsiz kabul etmeye başlar. Birlikte ders yaparlar. Bir süre sonra, üniversite bu duruma tepki gösterince, profesör kendi okulunu açar ve buraya gelen farklı mesleklerden ya da hiç meslek sahibi olmamış kişilere yaratıcılığın aslında öğrenilebilecek bir şey olduğunu gösterir.

Adamın kim olduğunu bazılarınız tahmin ettiniz, bilmeyenler içinse yazının sonuna bakmalarını öneririm. Hikâyemize geri dönecek olursak ise profesör ve öğrencileri, sanatı hayattan ayrı bir yere koymadan, bu şekilde toplumu bir heykel gibi yontabilecekleri fikriyle çalışırlar. Sanat sadece duvara asılan bir obje değil, birlikte yemek yemek, ağaç dikmek ya da içinde yaşadıkları dünyayı nasıl şekillendireceklerini tartışmaktır.

Profesörün dediği gibi, yaratıcılık gökten inmez, dört duvara hapsolunarak değil, düşünerek, etrafa bakarak ortaya çıkar. Bugün sokakta gördüğümüz “Bir gün herkes 15 dakika gaz yiyecek” ya da “Çare Drogba” sloganları elbette “1071 Alparslan” projelerinden üstündür. Çünkü biri içinde yaşanılan gerçekliği özetler, diğeri ise kes-yapıştır yöntemi ile bir “şan-şöhreti” tekrar etmeye özenir. Oysa ki tarih zorla tekrar ettirildiğinde tüm sakilliğiyle insanın üzerine yapışır. Gerçek olan ise Alparslan’ları ovada değil, sokak sloganlarında aramaktır.
Sanat yapmak sandığınız kadar zor olmayabilir, illa ki başkalarıyla paylaşmayı gerektirmez.. Bazen bir slogan pek çok sanat işine şapka çıkarttırabilir. Gelin bu hafta “ben de yaparım” diyenlere bakalım…

Soru: İlk defa bir sanat eseri yapmak istiyorum.. Nerden başlayabilirim? @ilk-insan
Sevgili @ilk-insan bu nick’i seçtiğine göre duvar resmi ile başlamayacaksın değil mi? Şaka bir yana, ilk yapılan işler
insanın kendiyle ya da çevresiyle ilgili olur genelde. Örneğin kendinde ya da etrafında değiştirmek istediğin ne var? Bunu düşünüp söylemek yerine, bu fikrini tek bir nesneyle ya da hareketle nasıl ifade ederdin bulabilir misin? Peki o bulduğun şeyi tekrar tekrar yapsan veya hızıyla ya da boyutuyla oynasan nasıl olur? Bu şekilde bir performans ortaya çıkarabilirsin.

Ben bunu hep öğrencilerimle deniyorum, işe yarıyor..
Soru: İlk defa sanat eseri yapıp şahane bir iş üreten biri var mı? @15-dakikada-şöhret
Şahane kısmı herkese göre değişir ama benim tanıklık ettiğim çoğu ilk proje, “sanatçı” etiketli olmamasına rağmen pek çok profesyonele taş çıkartabilir. Örneğin, bir keresinde bir öğrencim “bağlanmak” konulu bir ödevde, eline kırmızı bir rafya alıp Beşiktaş’tan hareket eden Üsküdar motoruna binmişti. Motor hareket etmeden rafyanın bir ucunu iskeleye bağlamış, böylece yol boyunca dönen rafya Üsküdar’a vardıklarında aslında iki kıtayı fiziki anlamda bağlamıştı. Tabii yol başında “Burda ne oluyo ya?” diye bakan insanların, Üsküdar’a yaklaştıkça rafyayı çekip yetişmesini sağlamaları da cabası…

Soru: Herkes sanatçı olursa kim gerçek sanatçı, kim değil nasıl ayıracağız? @nüfuscüzdanı
Sevgili @nüfuscüzdanı, gayet mantıklı bir soru sormuşsun ama nüfus cüzdanına meslek hanesi yazmayacağız elbette. Yazının ilk kısmında bahsettiğim Alman sanatçı Joseph Beuys’un fikirlerini sadece bir kapı gibi düşün. Çoğumuz konu yaratıcılık olunca oraya girmeye korkuyoruz, ama denemek zor değil. Zor olan bunu sürdürebilmek. Sanatçı olarak yaşamak, hayatını buna vakfetmek, sürekli bununla uğraşmak ise biraz daha meşakkatli bir iş. Ama yapabilirsen ne güzel…
Herkese iyi haftalar..
Güncel sanatla ilgili aklınıza takılan tüm sorular için: guncelsanatkafasi@gmail.com
Twitter: @sanatkafasi @isilegri