CIA, modern sanat ve Bülent Ersoy

Başbakan Erdoğan'ın sanatçıları davet ettiği vizyon toplantısından bir zamanların CIA vizyonuna uzanıyoruz.
CIA, modern sanat ve Bülent Ersoy

Hani bu hafta yaşadığımız, Başbakan Erdoğan’ın vizyon toplantısına katılan sanatçılar ve meşhur pozlarıyla başlayan tartışmada biraz derinlere inmek istiyorsanız eğer, gelin önce biraz geriye, 1950’li yıllara gidelim. Soğuk savaş döneminin Amerika’sına. Ülke McCarthy dönemini yaşarken ve ülkedeki tüm komünizm sempatizanları bir bir fişlenirkenki zamanlara...

Yoo şimdi dönüp McCarthy dönemini ve bu cadı avına kurban edilenleri anlatmak değil niyetim. Kurban edebiyatı ile yeterince besleniyoruz zaten. Tam tersi bugünkü meselemiz sanatın nasıl olup da siyasi bir propaganda haline gelmesiyle yakından ilgili. Hem de öyle böyle değil modern sanatın, daha da ileri gidecek olursak soyut resmin, hatta ve hatta soyut dışavurumculuk dedikleri şu mefhumun..

Bundan elli yıl öncesindeyiz. Amerikan halkının yüzde doksanının “modern sanattan anlamam” dediği dönemde. Öyle ki Başkan Truman bile “Tükürürüm böyle sanatın içine” meylinde sözler sarfediyor. Rusya ile soğuk savaşın devam ettiği, üstüne üstlük Amerikan entelektüellerinin ve sanatçılarının çoğunun komünist (tabi henüz fişlenmedilerse) olduğu bir dönem bu. Hal böyle olunca ister istemez devlet büyüklerinin de siniri bozuluyor tabii. Nasıl yapmalı nasıl etmeli? İşte bu dönemde CIA’in aklına bir çözüm geliyor.

Önce CIA’in altında bir birim kuruluyor. Gazeteler, film şirketleri, müzik şirketleri, hatta seyahat acentaları açılıyor bu birimin altında. Manşetlere dikkat ediliyor, filmlerin konuları belirleniyor, müzisyenler şarkılar bestelemeye başlıyor. Ama yetmiyor, Rusya’nın etkisindeki Avrupa merkezli kültür-sanat endüstrisini Amerika eksenine çekmek, bunu da suya sabuna dokunmadan yapmak icab ediyor.

İşte o sırada CIA soyut dışavurumculuğu keşfediyor. Resimsel soyutlama diye de adlandırılan, gerçeklikten uzak, resmin daha çok renk ve şekille kurulması prensibine dayalı bu sanat formu birden bire CIA radarına alınıyor. Senato’dan çıkan fonlarla sponsorluklar başlıyor, ressamlar finansal olarak destekleniyor. Yetmiyor “Yeni Amerikan Resmi”, “Amerika’da Modern Sanat” gibi büyük sergiler kuruluyor, soyut resim Avrupa’nın her şehrini geziyor. Böylelikle Soyut Dışavurumculuk ilk Amerikan sanat akımı olarak sanat tarihine imzasını atıyor. Jackson Pollock, Willem de Kooning ve Mark Rothko gibi ressamlarla beraber New York dönemin sanat merkezi haline geliyor. Ve yıllarca inkar edilse de CIA’in bu politikası ancak geçtiğimiz yıllarda bazı eski çalışanlarınca açıklanıyor.

Gelelim bütün bunları niye konuştuğumuza…Bu haftasonu Başbakan Erdoğan’ın vizyon toplantısına davet ettiği bazı sanatçılarla birlikte çektirdiği tek bir kare var önümüzde. İçlerinde müzisyenlerin, sporcuların, oyuncuların olduğu bir kare bu. Erdoğan’ın “benim sanatçılarım” diye adlandırdığı bu grup hep birlikte objektife gülümsüyor. En köşede Bülent Ersoy mağrur ve gururlu, dimdik duruyor. Selfie’ler çekiliyor. Belli ki mutlular. Soyut değil, fügürler gerçek.

Bugünlerde “Kralın sofrasında soytarı olacağıma, halkın sofrasında eşkıya olurum” sözü dolanıyor ortalıkta, Yılmaz Güney yad ediliyor. Öyle ya sanatçı olmak kimi siyasetçiler gibi %50 yi bilip, ötekileri dışlamakla olmuyor. Zaten sanat da böyle bir şey değil ya bunu tarih zamanla yazıyor.


Aklınıza takılan tüm sorular için:
guncelsanatkafasi@gmail.com Twitter: @sanatkafasi @isilegri