David Lynch'in ilk retrospektif sergisi ve asitli dünya

Lynch filmleri bir yemek olsa tatlı değil, ekşili, acılı hatta ve hatta öldüresiye asitli olabilirlerdi, öylesine rahatsızlıkla mideye oturuyorlardı çünkü.

David Lynch’le ilgili ilk anım lisedeyken annemle birlikte sinemaya gidip Lost Highway’i (Kayıp Otoban) izlemek olmuştu. Sinemadan çıktığımızda ikimizin de kafası karışmış, anlayamadığımız ama tuhaf bi biçimde de etkilendiğimiz bu filmi antep fıstıklı dondurma yiyerek sindirmeye çalışmıştık. Oysa Lynch filmleri bir yemek olsa tatlı değil, ekşili, acılı hatta ve hatta öldüresiye asitli olabilirlerdi, öylesine mideye oturuyorlardı çünkü.

Yıllar sonra sanat okurken Lynch’in bu kez resimleriyle karşılaştığımda, aslında onun bir ressam olduğunu ve fimlerdeki o karanlık havanın gerçeküstü bir dünyadan beslendiğini görmeye başladım. Lynch bir sürrealizm hayranıydı, öte yandan sürrealizmin absürd dünyası kadar Francis Bacon’ın karanlık resimlerini de seviyordu. İkisini birleştirip Lynch süzgecinden geçirince ortaya tıpkı Eraserhead gibi, halüsinasyonlar içinde figürler ortaya çıkıyordu.



Lynch’in ABD’deki ilk müze retrospektif sergisi 14 Eylül’de Pensilvanya’da açılıyor. Türkiye’de Pensilvanya adını her ne kadar başka bağlamlarda duymaya alışsak da, Lynch için şehrin resimlerine yansıttığı etki büyük, zira resim eğitimine ilk önce Pensilvanya sanat akademisinde başlamış. Şehrin neredeyse simsiyaha boyanmış, endüstri mağduru kasvetli havası da ilk işlerinde oldukça belirgin şekilde görülüyor.

Şehir efsanesi midir bilinmez, ama pek çok yerde yazılana göre, Lynch bir gün stüdyosunda çalışırken yaptığı resmin canlandığını düşünerek ‘hareket eden resim’ (moving painting) fikrini kuruyor kafasında. Böylelikle “Six Men Getting Sick” adlı ilk enstalasyonunu yapıyor. Bir ekran perdesinden fırlayan üç kafanın üzerine (üçü de kendi yüzüne ait) başka insan suratlarını projekte edip, siren sesleriyle beslediği ekranın üzerinde bu kan kusan, vücutları yavaş yavaş çürüyen figürleri baş aktörleri yapıyor. Bu sayede ortaya yarı anime, yarı resim, yarı heykel ve ses enstalasyonu diyebileceğimiz bir iş kadar, Lynch’in ilk deneysel film projesi de çıkmış oluyor. Yılın 1967 olduğunu da belirtelim. Daha sonrasında birbirine karışan insan, bitki, hayvan formlarıyla dolu, tuval üstü enstalasyonlar yapmaya devam ediyor.



Bugün David Lynch 68 yaşında. Filmleri kadar resim, fotoğraf, baskı ve çizimleriyle beraber görsel sanat dünyasındaki ayağını koruyor. Sergide ise tüm bunların yanısıra yaptığı resimler, live action ve animasyonları da yer alacak. Tabi Crazy Clown Time’ (Çılgın Palyaço Zamanı) isimli albümle gelen müzik kariyeri ve mobilya tasarımlarını da es geçmemek lazım. İşlerinde her ne kadar kabuslar, flashbackler, hafıza oyunları ve insan vücudunun dönüşümü temalarını kullansa da, yıllar yılı uyguladığı transandantal meditasyon sayesinde daha az gergin ve sinirli olduğunu da söylüyor, altını çizelim. 2000 sonrası yaptığı çizimlerdeki kara mizah da sanki bunun göstergesi gibi. Belki de giderek daha az asitli bir Lynch bizi bekliyordur. Pek yakında birlikte göreceğiz.

İyi haftalar!

Aklınıza takılan tüm sorular için:
guncelsanatkafasi@gmail.com Twitter: @sanatkafasi @isilegri