Kurban psikolojisi

Ülkece Kurban bayramını kutladığımız günlerde şu resimlere bakılınca 'gerçekten kurban kim' diye sormak işten bile olmuyor

Yurt dışında katıldığım sergi ve panellerde en çok sorulan sorulardan biri 'sansüre uğruyor musunuz' oluyor. Özellikle son yıllarda bu soru o kadar çok karşıma çıktı ki, bazen sansür sorularının yaptığım işin önüne dahi geçtiğini düşündüğüm anlar oldu. Hatta zaman zaman sinirlenip soru soranların benden kalıplaşmış bir kurban psikolojisi cevabı beklediklerini dahi düşündüm. Evet Türkiye'de sansürün varlığını inkar edemezdik, öte yandan hem medya hem kültür sanat sektöründe çalışan biri olarak, sanatın medyaya oranla göreceli olarak serbest bir alan olduğunu düşünüyordum.

Düşünüyordum diyorum, zira geçtiğimiz hafta yaşanan Altın Portakal Film Festivali vakası aslında durumun vehametini gözler önüne serdi. Mevzuya yabancı olanlar için kısaca özet geçelim: festivalin belgesel bölümünde yarışmak için seçilen bir film, ön jürinin elemesinden geçmesine rağmen, Türk Ceza Kanunu’nun 125. ve 299. maddelerine aykırı ifade ve içerik ihtiva ettiği gerekçesiyle festivalden çıkarılmak istendi.

TCK'nın söz konusu maddeleri şahsa ve cumhurbaşkanına hakaret suçlarını kapsıyor. Söz konusu olan fim ise Reyan Tuvi'ye ait. Mevzu o ki, 'Yeryüzü Aşkın Yüzü Oluncaya Dek' adlı film Gezi Parkı olaylarını anlatıyor. Hal böyle olunca da hakaret iddiası filmin gösterilmemesi adına bir gerekçe oluşturabiliyor.

'Yeryüzü Aşkın Yüzü Oluncaya Dek' uzun tartışmalardan ve festivalin belgesel jüri başkanı Can Candan'ın istifası ardından dün yeniden festival programına eklendi. Yine de büyük resim pek iç açıcı değil. Zira Türkiye'deki sansür vakalarının arşivlenmesi için çalışan Siyah Bant adlı web sitesi vakaların çokluğunu gözler önüne seriyor. Örneğin geçtiğimiz ay müzisyen Erkan Oğur'un kendisi adına açılan sahte Twitter hesabı ve bu hesaptan yapılan MİT eleştirileri yüzünden Sakarya’da vereceği konserin son anda iptal edildiğini ve neredeyse linç edileceğini duydunuz mu? Ya da Şirince'de yer alan Tiyatro Medresesi’nin ismini vermeyen bir vatandaş tarafından “kızlı erkekli kalıyorlar” gerekçesiyle ihbar edilmesi sonucu kuruma 60 bin lira para cezası kesilmesini kaçımız biliyoruz?

Vakalar saymakla bitecek gibi değil. Batman’da bir film setinde bir izleyicinin Arapça selamına Kürtçe karşılık veren oyuncunun ‘halkı kin ve düşmanlığa sevk’ten gözaltına alınmasını mı ararsınız, Gazi Üniversitesi Rektörlük Binası için tasarlanmış kadın ve erkek figürlü heykellerin yönetim tarafından kırılmak istenmesini mi... Siyah Bant'ın kurucularından Pelin Başaran'a göre ise bu işin sadece görünen kısmı, sansür aslında pek çok projeye daha en başından fon ve olanak sunulmaması ile başlıyor. Otosansür ve mekan yokluğu gibi çevresel faktörlere girmiyoruz bile...

Ülkece Kurban bayramını kutladığımız şu günlerde yukardaki resimlere bakılınca 'gerçekten kurban kim' diye sormak işten bile olmuyor. Hele ki kurban psikolojisinin pek yaygın olduğu ülkemizde gerçek kurbanın kim olduğu tam bir muamma kalıyor. Öte yandan insan merak etmeden de duramıyor: 'Türkiye'de sansür mansur yok' diyenlerin ülkesinde sahi bu kurbanları kim kesiyor?

Aklınıza takılan tüm sorular için:

guncelsanatkafasi@gmail.com  Twitter: @sanatkafasi @isilegri