Mülteciler sanata konu olursa...

Artık duruma dikkat çekmenin de bir anlamı yok. Herkes ne olup bittiğinin farkında, ama bir şey yapmıyor.

Bu hafta Yunanistan'dan yazıyorum. Ülkede genel grev var, gazetelerin baskısı durmuş, dükkanlar kapalı, çiftçiler ise otoyolları kapatmış durumda. Çipras'ın emekli maaşlarını 300 euroya düşürmeyi ve yeni vergiler getirmeyi öngören yaptırımları imzalamasından önce herkes sokaklara dökülmüş, Parlemento binası önünde binlerce kişi sesleniyor. "Çipras İstifa!" Kalabalık barışçıl yürüyüşüne devam etse de bir süre sonra polisler mesailerine başlıyor. Sonuç buradan pek farklı değil, gaz ve cop bulutu eşliğinde gelen umutsuzluk..

Grev yürüyüşünde esnaf ve gazeteciler kadar sanatçılar da var. Onların durumu da çok farklı değil, yine de buraya hakim olan umutsuzluk duygusunun içinden çıkıp yeni işler üretmeye çalışıyorlar. Bunlardan biri olan sanatçı Chrysanthi Koumianaki Rönesans dönemindeki ideal şehir planlarından yeni bir alfabe türetip, Atina'daki sokak sloganlarını bu yeni alfabe ile yazıyor. İdeal şehir ve ideal Atina elbette artık yok, üstelik çoğu insan eldekiyle ne yapacağını bilemez durumda. 2017 yılında gerçekleşecek olan Documenta'nın başlığı olan"Atina'dan Ders Almak" ise burada yaşayan çoğu sanatçı için kara mizah niteliğinde. Documenta'nın Almanya'da gerçekleşeceği düşünülürse alınacak dersin ne olduğu merak konusu.

Yunanistan'da neredeyse vergiler kadar acil olan bir başka konu ise mülteciler. Atina'nın bazı mahallelerinde spor salonları ve terkedilmiş evler mültecilere ayrılmış durumda. Fakat durumun ciddiyeti Atina'dan ziyade Midilli ve Kos adalarında daha görünür durumda. Bölgeye insani yardım için gelen gönüllülerin organizasyon eksikliği de durumu daha vahim yapıyor. Adalardaki bina ve altyapı eksikliğinin yanı sıra, en beklenmedik haraketler bile durumun vehametini gösterebiliyor. Örneğin yardım ekiplerinde çalışan gönüllülerden bazılarının mülteciler adaya gelirken selfie çekip sosyal medyada paylaşmış olmaları kimin ne kadar farkında olduğuna dair çarpıcı bir örnek.

Sanatçıların yaklaşımları ise çeşitli. Çoğu Yunan sanatçı için Ai Weiwei gibi starların sahile vurmuş cansız çocuk bedeni pozu vermesi hiç birşey ifade etmiyor. Zira artık duruma dikkat çekmenin de bir anlamı yok. Herkes ne olup bittiğinin farkında, ama bir şey yapmıyor. Elbette sanatçıların bu sorunu çözmesi gibi bir beklenti kurmak da doğru değil, ama ufak ölçekli de olsa adalara gidip orada yaşayanlara yardım etmek daha işe yarar gibi.

Sanatçı Georgia Kotretsos da bu noktadan yola çıkıp sanat akademisindeki öğrencileriyle beraber bir süreliğine Midilli'ye gitmeye karar vermiş. Amaçları ne gidip orada fotoğraf çekmek ne de 'sanat' yapmak. Mültecilerden çok "adada sürekli yaşayanlar için ne yapabiliriz" sorusuyla başlayıp belediyeyle temasa geçmişler. Mart ayında Midilli'ye gidip belediyeyle beraber adada yaşayanların bu duruma adapte olmalarını kolaylaştıracak bir kamusal alan projesi gerçekleştirecekler. Asıl niyetleri adada yaşayanlarla mültecilerin konuşabileceği bir alan yaratmak.

Mülteciler konusu acil ve her tür çağrıyı hakediyor. Öte yandan meseleye dışardan ve kolay yolla yaklaşmak yerine Kotretsos'un yaptığı gibi yerinden ve orada yaşayanlarla birlikte hareket ederek yaklaşmak daha samimi ve dişe dokunur oluyor. Komünite temelli kamusal alan sanat projelerinin asıl meselesi de burada açığa çıkıyor. İçerden konuşan, samimi ve sürdürülebilir olmak...Diğer türlüsü ise sansasyonun ötesine geçemiyor. Oysa durum sansasyon yaratmaktan çok çok daha acil ve dışardan bakarak anlaşılamayacak kadar karmaşık. Atina'dan alınacak derslerin en önemlilerinden biri de belki bunu görmekte yatıyor.

Aklınıza takılan tüm sorular için:

guncelsanatkafasi@gmail.com Twitter: @sanatkafasi @isilegri