Şeytanın otobüsü

Şeytana uyacaktık. Başka çıkar yol kalmamıştı.

Otobüste arka koltuğumda oturan genç kadın bağıra bağıra telefonda sevgilisiyle neden ayrıldığını anlatıyor, topluca bu canlı yayını dinliyorduk. Adam bir süredir dışarda fazla geziyordu. Üstelik geceleri geç saatte dışarda tek başına yürüyor, hatta saat üçlerde ne olduğu belli olmayan caddelerde geziyordu. Ahlaksızın tekiydi adam, kadın tekmeyi koymuştu sonunda. 

Birazdan yanımda oturan kadının telefonu çaldı. “Ne var lan” diye açtı telefonunu kadın. Karşıdakinin konuşmasını dinlemeden “Selçuk bana bak oraya gelirsem dağıtırım seni” dedi. Selçuk konuşmaya devam ederken “Eeh fazla uzattın” deyip telefonu kapadı. Dişlerini gıcırdatıyordu bir yandan.

O sırada muavinin televizyonu açmasıyla bir kadın politikacıyı gördük televizyonda. Avaz avaz çıkmış bağırıyordu. “Size etek giydirip gezdirelim de gününüzü görün, bu ülkeyi size böldürmeyiz” diye bağırıyordu. Kadının parmağı havada fena halde sallanıyordu. Otobüsçe korktuk.

Muavinden kanalı değiştirmesini istedim. Diğer kanalda ünlü bir kadın köşe yazarı ile ilgili haberler vardı. Kadın küçük yaştaki erkek çocuklara yaptığı tacizlerle suçlanıyordu. Ama o inanılmaz bir özgüvenle kendini savunuyor, arkasında dikilen diğer kadınlar da ekranda biraz görünebilmek için başlarını kadraja doğru uzatıyor, büyük bir ciddiyetle onu dinliyorlardı.  Zaten o cep telefonu mesajlarını da o atmamış, kendi şeyinin fotoğrafını facebooktan mesajla ufacık çocuklara yollamamıştı. Kocası da tam arkasında dikilmiş, “benim karım asla böyle bir şey yapmaz” ifadesiyle mağrur duruyordu. Vatanını ve milletini seven bir kadındı köşe yazarı, böyle şeyler yapması olanaksızdı. Ülkesini ne kadar çok sevdiğini anlatıyordu durmadan. “Kapat şunu be” dedi yolculardan biri muavine, kafası şişmişti.

Otobüste açık saçık giyinmiş erkekler vardı. Daracık kotlar giymiş, oralarını buralarını etrafa gösteriyorlardı resmen. “Bunların böyle giyinmesi yasaklanmalı” dedi kadın yolculardan biri. Gerçekten de biri aniden şeytana uyup onlardan birine saldırabilirdi. Hormonları çok güçlüydü, kontrol edemiyordu. “Zaten böyle giyiniyorsa ortada davetkar bir durum var” diye ekledi başka kadın bir yolcu, bir yandan gözünü kırpıp başını da hafifçe yana kaydırarak.

Otobüs gitmeye devam ediyordu karlı yolda. Kadınlar bağıra bağıra telefonda konuşuyor, birilerine bakıyor, ona buna sinirlenmeye devam ediyorlardı. Belli ki çok sinirliydiler, açtılar, her an her şeyi yapabilirlerdi. Zaten kadın olmak da böyle bir şeydi. Kendi gücüne tapmak gibi, her an bi tane patlatmaya, uçan tekme atmaya, kendini kaybetmeye hazır olmaktı. Bir ırk meselesiydi kadın olmak, üstünlüğünü her an hatırlatmaktı.

Birden otobüs durdu. Ne olduğunu kimse anlamadı önce, sonra kapı açıldı yavaşça, bir yaratık kapıdan içeri giriverdi.  İnsana benzemeyen, boz renkli, şişmanca, garip bir yaratık. “Şeytan bu” dedi muavin. Hepimiz bakakaldık. Şoför aniden yerinden kalktı, şeytan direksiyona geçti. Tüm erkek yolcuları otobüsten indirdi önce. Sonra kontağı çalıştırdı, vitesi attı, gitmeye başladık. Ne olduğunu kimse bilmiyordu.

Demek ki şeytan gerçekten vardı. Belki de bütün kadınları ele geçirmeye gelmişti. Hayal mi görüyordum, gerçek mi bilmiyorum ama neler olacağını bir kaç güne haberlerde tüm ülke görecekti.

Şeytan vitesi artırdı, bir kaset taktı. Bergen’den “Acıların Kadını”. Son hız gidiyorduk. İçimden bir şeyler gerçekten şeytana uymanın bu olduğunu söylüyordu. Tek fark, bu kez kadınlar olarak topluca şeytana uyacaktık. Başka çıkar yol kalmamıştı. Şeytan gaza bastı.  

guncelsanatkafasi@gmail.com

@sanatkafasi @isilegri