Sinop, Mardin, Çanakkale ve bizim binaliler

Taze fasulyeyi tabağıma koyarken kavramsal çerçeveden bahsediyor Anne. Nazar, pilavını yerken neler yapılacak tek tek anlatıyor.

Nazar 12 yaşında bir ortaokul öğrencisi. Sinop’ta yaşıyor. Birkaç sene öncesine kadar hayatında hiç o B ile başlayan tuhaf kelimeyi duymamış. Şimdi hakkında bir seminer verebilecek gibi konuşuyor. Anne babasına da anlatmış, artık ailecek birer Bienal uzmanı sayılırlar. Taze fasulyeyi tabağıma koyarken kavramsal çerçeveden bahsediyor Anne. Nazar pilavını yerken Sinop’ta nerede hangi etkinlikler var, neler yapılacak tek tek anlatıyor.

Nazar’la bundan dört yıl önce Sinop’ta tanıştım. Bazılarımızın anlaşılmaz bulduğu o B ile başlayan etkinlik sırasında. Babasının dükkanının sokağında gördüğü bir afişi merak etmişti. Babasına söylemiş, birlikte tarihi Sinop Hapishane’sine, eski Tekel Binası’na gitmişlerdi. Kendi tabirleri ile başta boş boş duran odalarda, televizyonlarda dönüp duran kliplerden pek bir şey anlamasalar da, Nazar’ın ısrarıyla çocuk video atölyesine katılmasına izin vermişti babası. İşte orada Nazar bir şey keşfetmiş, o da klip yapacak, hem de artık bir sanatçı olacaktı.

Bienal kelimesi kimileri için bir anlaşılmayan sanat işlerinin sergilendiği bir karmaşa, kimisi için sanatsal bir sivil toplum etkinliği (bir gazete haberinden), kimi için baştan protesto edilmesi gereken kapitalist bir maşa, kimi içinse bir prestij kaynağı. Nazar ve ailesi için Bienal kelimesini ne anlam ifade ediyor bilmiyorum. Somut olarak bildiğim tek şey ise taze fasulyesini yerken bana gördüğü işleri heyecanla anlatan çocuk.

Geçen yıl gittiğim Sharjah Bienali sırasında oradakilerin de Bienale ‘Binali’ dediklerini duymuştum. ‘İşte bizim burda da dilimiz böyle alıştı’ demişti oranın yerlisi çalışanlardan biri. Bizim Binaliler ise genelde iki yılda bir İstanbul ile gündeme gelse de, aslında başka şehirlerde de daha ufak çapta sessiz sedasız Binaliler oluyor. Eylülde açılacak olan Çanakkale, bu ay henüz açılan Sinop ve Ekim ayında gerçekleşecek olan Mardin Binalisi bunlardan birkaçı. Nazar gibi bazılarının hayatına dokunabiliyor, sanat kelimesinin nikah salonlu kültür merkezlerine hapsedildiği küçük şehirlerde bir nefes imkanı doğurabiliyorlar.

Doğru, Binalileri romantize etmeyelim. Baştacı etmeyelim. Vitesi biraz değiştirecek olursak küratör-akademisyen Simon Sheik’in dediği gibi varolan kamu yerine kendi kitlesini hayal eden, farklı sloganlarla birbirinin kopyası olmaya meyletmiş bu etkinlikleri eleştirelim de. Ama öte yandan sınırlı bütçeye karşın büyük emekle gerçekleşen bu çabaları kendi gözünüzle görüp değerlendirmekte fayda var. Üstelik yapılan pek çok iş o şehrin dinamiklerinden yola çıkarak gerçekleşiyor. Sahi şu mevsimde Sinop çok güzel, gelsenize!


NOT: Sivil inisiyatiflerden bahsetmişken, Enes Kaya’nın başlattığı Sinemasal projesini de es geçmeyelim. Kendi çabaları ile köy köy gezip açık hava sineması kuruyor, festival filmlerini ücretsiz olarak çocuk ve gençlerle buluşturuyorlar. Web siteleri de şahane: www.sinemasal.org

Aklınıza takılan tüm sorular için:
guncelsanatkafasi@gmail.com Twitter: @sanatkafasi @isilegri