Tekme tokat erkeklik

Bu kez olay İstanbul sokaklarında değil, Philadelphia'da geçiyor.

İki genç erkek kırk beş dakika boyunca birbirlerini dövüyor. Birbirilerini önce yumrukluyor, tekmeliyor, sonra güreşiyor, küfür ediyor ve suratlarına tükürüyorlar. Dozu giderek yükselen bu kavga okuyanlara tanıdık gelse de, bu kez olay İstanbul sokaklarında değil, Philadelphia’da geçiyor.

Geçtiğimiz ay Philadelphia’daki Fringe Festival’de oynanmaya başlanan, Pieter Ampe ve Guilherme Garrido’nun yazıp oynadığı “Still Standing You” adlı oyun erkekliğin inşası üzerine kurulu. Erkekliğin beden üzerinden tanımlanmasını ele alan bu koreografik oyun, bunu yaparken aşağılama, baskı altına alma ve yönetme arzularının yanı sıra ve tüm bu şiddet içeren eylemlerle aslında iki erkeğin birbiriyle ilişki kurma ve birbirlerini tanıma şekillerine de uzanıyor. Gerçekten de oyun boyunca gördüğümüz şiddet dolu eylemler bir süre sonra iki erkeğin bu yolla birbirini kabul etme sürecini de gösteriyor.

Mevzu yeni değil, benzerlerini John Wayne’den Iron Man’e uzanan Hollywood örneklerinde, ya da Jackson Pollock ve Yves Klein gibi sanatçıların işlerinde gördüğümüz bu sert, üstten bakan, domine eden erkek tiplemesine yabancı değiliz.

Öte yandan bu oyunu gündeme getiren bir başka sebep de geçtiğimiz hafta yaşanan iki olay oldu.

Bunlardan ilki gazeteci Ahmet Hakan’ın gece yarısı evine girerken saldırıya uğraması, ikincisi de hakem Deniz Çoban’ın kötü yönettiğini kabul ettiği bir maçtan sonra özür dileyip istifa etmesiydi. İki vakada da erkekliğin inşası, ilki fiziki şiddet üzerinden, ikincisinde ise özür dilediği için normal olmadığı kendisine bildirilerek, yani onaylanmayarak kuruluyordu. İki erkeğin söylemi de uygunsuz bulunmuştu, kişilikleri ancak bu tip cezalarla “normalleştirilme”ye çalışılıyordu.

Soru şu: Bırakın bir tartışma zemini yaratmayı, karşısındakinin kendi hatasını kabul etmesini “enayilik” olarak gören bu ülkede “başka türlü” bir erkekliğin inşası nasıl mümkün olabilir?

Çoban ve Hakan yaklaşımlarıyla bu anlayışa birer alternatif üretseler de sistemin içinde cezalandırılıyorlar. Dolayısıyla medya tarafından birer kurban şeklinde lanse edilmeleri durumu ortaya çıkıyor. Öte yandan meselemiz ne Çoban ne de Hakan’ı (özellikle de Çoban’ı) kurbanlaştırmak değil. Çoban ve Hakan vurup kırarak ve kodu mu oturtarak kendini ifade eden bir erkeklik anlayışının kurbanları değil aktörleri, zira ikisi de söylemleriyle var olan yapıya karşı duruyor, alternatif model üretiyorlar. Dolayısıyla kırılganlığa çok daha açık dursalar da aslında çok daha cesurlar.

Oyuna geri dönecek olursak, Still Standing You yukarıdaki soruya cevap vermiyor. Fakat meseleyi evrenselleştirmesinin yanı sıra bir şey daha yapıyor: karikatürize ediyor ve izleyenin kendine bakmasını sağlıyor. Bu ara belki de hepimizin yapmaya ihtiyacı olan şeyi, aynaya bakmayı, ve halimize gülebilmemizi sağlıyor.

Herkese iyi haftalar. 

NOT: Deniz Çoban vakasından yola çıkarak Türkiye’de özür dileme biçimlerini yazdım. Aklınıza gelenleri lütfen siz de paylaşın.

Bi daha olmaz (olan bitenler zaten önemli değil)

Oldu bi kere (bilmezlikten gelme)

Kusura bakma (sorumluluğu sen al, benim diyeceklerim bu kadar)

Bir hatamız olduysa pardon (olmadı ama sen öyle anladıysan diye söylüyorum)

Gerekirse özür dilemesini de biliriz (o ne zaman gerekecek bilmiyorum, ve de ben diye birşey yok biz grup olarak bilmiyoruz)

Unutalım (görmezden gelelim)

Barışalım (görmezden gelelim)

Affet (sorumluluğu karşı tarafa yüklemek)

Gene de karar senin (sorumluluğu karşı tarafa yüklemek)

guncelsanatkafasi@gmail.com 

Twitter: @sanatkafasi @isilegri