17 Aralık'a kadar sessizlik

Dikkatinizi çekiyor mu, bilmiyorum; Türkiye'de derin bir sessizlik, tartışmasızlık, kavgasızlık hâkim bugünlerde.

Dikkatinizi çekiyor mu, bilmiyorum; Türkiye'de derin bir sessizlik, tartışmasızlık, kavgasızlık hâkim bugünlerde. İktidarla muhalefet arasında 'Atatürk mal mıdır' gibi seviyeli cümlelerle süslü olan magazinel olaylar dışında herhangi bir tartışma yok. Son günlerin kalabalık işçi mitinglerine yol açan yegâne olayı, Sosyal Sigortalar Kurumu hastanelerinin Sağlık Bakanlığı'na devriyle ilgili yasa tasarısı, ama onda da işçi gösterileri gazetelere pek yansımıyor.
Nedir bu sessizlik?
Bana kalırsa bu sessizlik en azından 17 Aralık'taki Avrupa Birliği zirvesine kadar sürecek.
Sonra? Sonrasında ciddi siyasi tartışmaların başlaması kuvvetle muhtemel.
Bir kere, 17 Aralık'ta herhalde o güne kadar çok vahim gelişmeler yaşanması ya da Meclis temposunu düşürüp söz verilen yasaların çıkması sağlanmaması hali dışında, AB, Türkiye ile müzakereleri başlatma kararını alacak.
Bu kararın içte ve dışta çeşitli etkileri olacak. Dıştaki etki, Türkiye ile ilgili tartışma ortamının daha da hararetlenmesiyle sınırlı kalack büyük ihtimalle. Ama zaten içteki etkiler bizleri daha fazla ilgilendiriyor.
Bana soracak olursanız 17 Aralık sonrasında hükümet kendini fazlasıyla rahatlamış hissedecek ve geçmişte ciddi tartışmalara neden olup sonra geri çekilmek zorunda kalınmış çeşitli yasalar bu dönemde hızla gündeme girecek.
İmam - hatipliye üniversite yolunu açan tasarı başta olmak üzere pek çok tartışmalı düzenleme için hükümet harekete geçecek. Açıkçası, bana göre hükümetin bunları yapmaması sürpriz olur.
Bütün bu yasaların Meclis gündemine gelmesi ve hızla geçmeye başlamasının ekonomiye çeşitli etkileri olacak. Bu yasalar, ister istemez bir siyasi belirsizlik ihtimalini ortaya çıkaracak.
Çünkü uzunca bir zamandan beri hükümetin AB ile müzakerelere başladıktan sonra bir baskın seçime gitmesi kulislerde konuşuluyordu. Şimdi, AKP'nin 'seçmene selam' anlamını taşıyan yasaları gündeme sokması, kulislerdeki bu söylentinin gerçek olduğu izlenimini doğuracak.
Bugünün en canlı siyasi konusu olan CHP içi tartışmaların da bu dönemde daha da hızlanmasını bekleyebiliriz. Öyle ya, eğer memleket seçime gidiyorsa, CHP'deki muhalifler de bu seçime yeni bir liderle girmek isteyeceklerdir.
Aslına bakacak olursanız, 1 Ocak 2005'ten itibaren AKP'nin seçmene söyleyecek çok şeyi olacak. 30 yıla yaklaşan kronik enflasyonist ortamın kırılması, AB ile müzakerelerin başlatılması, yeni liraya geçiş, işinde gücünde istikrarlı bir hükümetin varlığı, rakamlara yansıyan ekonomik büyüme...
Yalnız, siyasetçinin bir şeyi unutmaması gerek: Seçmen denen kitle, esasen doymak bilmeyen isteklere sahip ve tatmin olması imkânsız bir kitle.
AKP ne derse desin, insanlar hâlâ gelir seviyelerinin düşük olduğundan, işsizlikten, eğitimsizlikten vs. şikâyet etmeye devam edeceklerdir.
Öte yandan AKP'nin bugünkü seçim sistemiyle yeniden seçime gitmesi ve diyelim bir kez daha yüzde 40'ın altında bir oyla ama tek başına iktidara gelmesi, 2002 Kasım'ındaki gibi algılanmayacaktır bu kez.
O yüzden AKP'nin seçim sistemini daha adil kılması ama bu arada istikrarlı bir yönetimi oluşturacak altyapıyı da hazırlaması bence en doğrusu olur.
Bu konuların AKP içinde de konuşulmakta olduğunu bildiğimden yazıyorum, belki de 2005 sonu ya da 2006 başında başkanlık sistemini içeren kapsamlı bir Anayasa değişikliği önerisi ortaya çıkabilir.
AKP, 2007'deki Cumhurbaşkanlığı seçimi yerine yeni devlet başkanını halkın oyuyla seçmek istiyor olabilir.
Evet, 17 Aralık'a kadar olan bu sessizliği iyi değerlendirelim, sonrası fazlasıyla hareketli olacak çünkü.