ABD ile yeni bir sayfa

<arabaslik>Endüstri Bölgeleri</arabaslik></br>Başbakan Ecevit'in, ABD Başkanı Bush'la görüşmesinde iki isteği vardı: ABD'nin İsrail ve Ürdün'de uyguladığı 'Kalifiye Endüstri Bölgeleri' Türkiye'ye genişletilebilir miydi? AB ülkelerinin tabi olduğu ticari tarifelere Türkiye de tabi olabilir miydi?</br><arabaslik>Afganistan ve terör</arabaslik></br>Bush, Türk-ABD ticari ilişkileri bakımından önümüzdeki dönem 'Yepyeni bir sayfanın açılacağını' açıkça söyledi. Dış politikada </br>ise ilk konu Afganistan ve terörle mücadeleydi. ABD, Afganistan'ın geleceği için daha geniş işbirliği olanaklarını araştırıyordu.</br><arabaslik>Saddam ve Kıbrıs sorunu</arabaslik></br>Kıbrıs'taki gelişmelere sevinen Bush, Irak </br>için şöyle dedi: Beklentimiz, Saddam'ın BM'nin silah denetçilerinin ülkeye girmesine izin vermesi. Vermezse, ne olacağını görecek.

Bush'tan ticareti artırma sözü
WASHINGTON - Türk-Amerikan ilişkilerinde yeni bir boyuta mı geçiliyor? Günün sorusu bu, çünkü Başbakan Bülent Ecevit ile ABD Başkanı George W. Bush'un dünkü görüşmesinin ardından Türk-Amerikan ilişkilerinde yeni bir aşamaya geçildiğini söylemek mümkün.
Ecevit, yola çıkmazdan önce Türk tarafı ABD'ye yapılacak üç günlük çalışma ziyaretinin çerçevesini ekonomi olarak belirlemişti zaten. Türkiye'ye göre ABD ile 'stratejik ortaklık' olarak adlandırılan ilişkilerde askeri ve siyasi konularda gerçek bir ortaklıktan söz edilse bile ekonomi alanında ilişkiler cüce kalmıştı. Türkiye bu kez ticari ilişkilerin de en azından siyasi ve askeri ilişkilerde olduğu seviyeye gelmesini isteyecekti.
Nitekim bu istek Ecevit'in Washington ziyaretine damgasını vurdu. Ve Başkan Bush'tan da olumlu cevap için gereken sinyaller alındı. Türk tarafı ekonomik ilişkilerle ilgili olarak başlıca iki konunun üzerinde duruyordu:
1. ABD'nin İsrail ve Ürdün'de uyguladığı
'Kalifiye Endüstri Bölgeleri' kavramı Türkiye'ye de genişletilebilir miydi?
2. Türkiye, ABD ile ticaretinde Avrupa
Birliği ülkelerinin tabi olduğu tarifelere tabi olabilir miydi?
Bush, 'Kalifiye Endüstri Bölgeleri' konusunda Türkiye'ye yeşil ışık yakarken, önümüzdeki dönemin Türkiye-ABD ticari ilişkileri bakımından 'yepyeni bir sayfa' olacağını açıkça söyledi Ecevit'e.
Ağırlık dış politikadaydı
Bush ile Ecevit'in görüşmesinde ağırlığı dış politika konuları oluşturdu. Görüşme sonrası Türk basınına verilen hayli yetersiz bilgilere göre 'iki lider çok geniş bir ufuk turu atmışlar. Hemen hemen her konuyu ele almışlar'dı. İlk konu Afganistan ve teröre karşı mücadeleydi. Bush, Afganistan'da başlanan işin bitirileceğini söylüyordu. Afganistan'ın geleceği hakkında daha geniş işbirliği olanakları araştırılıyordu.
Sonraki önemli konu Türkiye'de çok merak edilen Irak konusuydu. Türk tarafının verdiği bilgiye göre Başkan Bush, Saddam Hüseyin'in devrilmesini öngören Amerikan politikasını Başbakan Ecevit'e de söylemişti. Ecevit, benzer sözleri bir gün önce de Dışişleri Bakan Yardımcısı Marc Grossman'ın ağzından dinlemişti zaten. Ayrıca epey bir zamandan beri Türkiye, Saddam'ın devrilmesini 'Irak'ın iç işi' olarak görmekten vazgeçtiğini, Saddam rejiminin değiştirilmesine bir itirazının olmayacağını açıkça belli ediyordu. Bush'un ağzından 'Saddam gitmeli ve gidecek' cümlesi çıkmış mıydı? Muhtemelen çıkmıştı ama Türk tarafı bunu ne teyit ediyor ne de yalanlıyordu.
Ama Bush, görüşmenin başında gazetecileri yanıtlarken Irak konusunda şimdilik beklentilerinin Saddam'ın BM'nin kitle imha silahı denetçilerinin ülkeye girmesine izin vermesi olarak ifade etti, eğer Saddam izin vermezse sonucunun ne olacağı sorulduğunda ise 'O zaman görecek' dedi.
'Kürt devletine izin yok'
Bush, görüşme sırasında Irak konusunda Türkiye ile sürekli danışma içinde olacaklarını ve Türk tarafının kaygılarını bilip anladıklarını da söyledi. Bush'un bu son sözleri Türk tarafını rahatlattı, Kürt devletine izin verilmeyeceği şeklinde yorumlandı.
40 dakika süren görüşmenin bir başka konusu Kıbrıs'tı. Başbakan Ecevit Türk tutumunu bir kez daha anlattı ve karşılıklı görüşmeleri desteklediklerini söyledi. Bush da Kıbrıs'ta yüz yüze görüşmelerin önemini vurguladı.
Kafkasya, bu bağlamda Gürcistan ve Ermenistan-Azerbaycan da görüşmenin konuları arasındaydı. Ermenistan vatandaşlarına yeniden sınırda vize verilmeye başlanması Amerikan tarafını memnun etmişti. Ermeni-Azeri barışı için iki tarafın cesaretlendirilmesi Bush'un temennisiydi.
Bugüne kadar Türk-Amerikan ilişkilerinde pek gündeme gelmeyen bir konu, İsrail-Filistin çatışması da Ecevit-Bush görüşmesinde ağırlıkla ele alınan konulardan biri oldu. Ecevit, İsrail'in 'Şiddet bitmeden görüşme olmaz' fikrini bir kez daha eleştirdi, Başkan Bush da, iki tarafın görüşmelere bir an önce başlaması gerektiğini vurguladı.
Avrupa Birliği bir başka konuydu. Başbakan Bülent Ecevit Türkiye'nin reform çabalarını anlattı. Bush, Türk-Yunan yakınlaşmasından duyduğu memnuniyeti dile getirdi ve ardından ekonomiye geçildi.
Bush, görüşmenin basına açık bölümünde Ecevit'in dış politika ve ekonomik reformlar konusundaki liderliğine övgüler yağdırmıştı, kapalı bölümde de bunları tekrar etti ve şöyle konuştu: "Türkiye, çok önemli reform sürecinden geçiyor. Ticari ilişkilerimiz mutlaka gelişecek. Ekonomik ilişkilerimizde yeni bir sayfa açılacak."
Başkan Bush'a 'Kalifiye Endüstri Bölgeleri' ile ilgili Türk görüşü anlatıldığında Başkan bunun gerçekleşebileceğini söyledi.
Bunların ardından Başbakan Ecevit, Başkan Bush'u Türkiye'ye davet etti. Bush, Türkiye'nin 'muhteşem bir ülke' olduğunu söyledi ve gelmekten memnuniyet duyacağını belirtti, ardından da Ecevit'e ABD'de kaç Türk öğrencinin okuduğunu sordu, "Bu öğrenciler Türk-Amerikan ilişkileri açısından
çok önemli. Umarım yeterli sayıda öğrenciniz vardır. Ben bu konuya çok önem veriyorum. Eğitim çok önemli" dedi.



Her şey o kadar da iyi gitmiyor
Cheney diplomatik dille Ecevit'e dokundurdu: Yatırım istiyorsunuz ama yabancı yatırımcılara iyi muamele etmiyorsunuz
Ecevit'in ABD Başkan Yardımcısı Dick Cheney ile görüşmesi hem bekleniyor hem beklenmiyordu. Görüşmenin gerçekleşmesi sürpriz oldu. Görüşmenin ardından Türk heyetini büyük bir iyimserlik sardı.
Çünkü Cheney 30 dakikalik randevuda pek az konuşmuş, ama konuştuğu her sefer Türkiye'yi net cümlelerle övmüştü. Kibar ve diplomatik cümlelerin arasına sıkışanları değerlendirmek, Başkan Yardımcısı'nın tam olarak ne demek istediğini çözmek biraz zaman aldı.
Cheney, Türkiye'ye Washington'da biçilen bir
rolü anlatıyordu. Bir yandan laik ve demokratik yapısıyla Türkiye, İslam dünyasına örnek olacaktı ama bunun bir koşulu vardı: Türkiye'nin bir kez daha ekonomik krize ve istikrarsızlığa düşmemesi gerekiyordu. Bunun için de reform sürecinin kesintisiz devamı, yani ekonominin bir daha bozulmamak üzere düzelmesi gerekiyordu.
Reformlar yetmez
Evet, Türk tarafı da ekonomiye özel önem veriyordu ve reformları ciddiye alıyordu. Ama sadece reformlar yetmezdi, özellikle Amerika ile ticaret dengesinin tutturulması, yani Amerikan pazarının Türkiye'ye biraz daha açılması gerekiyordu. Aynı şetkilde sadece ihracat da yetmezdi, Türkiye'ye daha çok Amerikan yatırımı yapılmalıydı.
Ecevit'in bu sözleri Cheney'e aradığı fırsatı verdi. Başkan Yardımcısı hemen konuyu enerjiye getirdi ve Türk tarafının halının altına süpürmeye çalıstığı çok önemli bir sorunu kibar cümlelerle Ecevit'e aktardı. Cheney, 'Yatırımcılar' diye söze girdi, 'Birkaç şeye bakarlar. Önce yatırımlarının güvencede olmasını isterler, sonra yatırdıkları parayı alabileceklerinden emin olmak isterler.'
Bu, enerji ihaleleriyle ilgili sorunlara doğrudan bir göndermeydi. Su sıralar Washington ile Türkiye arasında yaşanan en ciddi sorun da buydu.
Sorun özetle şu:
Enerji ihalelerinin bir bölümü sonuçlanmış, santralların ya da dağıtım ağının devri gerçeklesmişti. Artık özel şirketler tarafından işletilen bu santrallarda ya da dağıtım şebekelerindeki sorun, TEAŞ'ın elektrik borçlarını ödememesinden kaynaklanıyordu. Örneğin büyük gürültülerle iflas eden Amerikan enerji devi Enron'un bile Türkiye'den 600 milyon dolar alacağı vardı. Bu çesit alacakların tamamı 2 milyar dolara yakındı.
İkinci kategorideki sorun ise yine enerji konusunda ihalesi yapılmış ama henüz devir sözleşmeleri imzalanmamış projelerle ilgiliydi. Bu projelerde sorun istenen Hazine garantisiydi ve Kemal Derviş ile Hazine bu garantiyi vermeye yanaşmadığı gibi Enerji Bakanlığı'nın söz konusu şirketlerle yeniden pazarlık masasına oturup fiyatları bir kez daha pazarlık etmesini istiyordu. Bu yapılamayacaksa ihaleler iptal edilmeliydi. Yabancı şirketler, bu iptal gerçekleşecek olursa Türkiye'yi tahkime götüreceklerini söylüyordu. Geçen hafta Ankara'da Enerji Bakanlığı'na ve Başbakan Yardımcısı Hüsamettin Özkan ile Derviş'e brifing veren İngiliz hukukçular, Türkiye'nin tahkimde 5 milyar dolar ödemeye mahkûm olabilecegini söylemişlerdi.
Kısacası Türkiye bir yandan Amerika'dan yeni yatırımlar istiyordu ama var olan Amerikalı yatırımcılara da etmediğini bırakmıyordu aslında. Bu konu, Amerikan Ticaret Odası'nda yapılan öğle yemeğinde de gündeme geldi.
Bir de 'good governance' var
Evet, Amerika gezisinin ekseni ekonomi ama 'ekonomi hiçbir zaman sadece ekonomi değil.'
Amerika, Türkiye'yi reformları sürdürmeye teşvik ediyor. Peki ne bu reformlar? Evet, bir kısmı yapısal değişimle ilgili yasalar ve reformlar. Bunların sonuncusu, Bankacılık Yasası ve halen Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer'in onayını bekliyor.
Önceki gün Ecevit'in Uluslararası Para Fonu Başkanı Horst Köhler ile yaptığı görüşme de Türk tarafına göre 'çok iyi ve yapıcı bir havada' gerçekleşti. Bu, görüşmenin içeriği açısından doğru bir değerlendirme ama mesele o kadar da basit değil.
Köhler'in mesajı
Köhler, görüşmenin bir yerinde Ecevit'e Türkiye'nin yaptıklarının olağanüstü olduğunu söyleyerek hükümeti övdü ve ekledi: "Ama yine de hâlâ yapılacak çok iş var. Bunların başında da kamu bankaları sorununun halledilmesi geliyor. İkinci sırada vergi reformu var, hâlâ vergi tabanını genişletecek işler yapılmadı. Yabancı yatırımcı için bürokrasiyi azaltma çalışmalarını takdirle izliyoruz ancak bunlar yeterli değil, yerli ve yabancı yatırımcı için daha az bürokrasi sağlanmalı. Ve son olarak da HÜKÜMETİN İÇİNDE iyi yönetişim için daha fazla şey yapılmalı."
Evet, döndük dolaştık yeniden 'good governance' yani 'iyi yönetişim' kavramına geri geldik. Köhler'in bu sözlerine Ecevit şu cevabı veriyor:
"Biz 3 partili bir koalisyonuz ve ne yapılabilirse onu yapıyoruz. Evet kolay olmuyor ama bakmayın içimizdeki tartışmalara,
sonunda zor da olsa uzlaşıyoruz."
Ecevit böyle diyor ama konu 'iyi yönetişim' olunca, buna bakan sayısını azaltmaktan
devlette yeniden yapılanmaya kadar pek çok şey giriyor ve koalisyon ortakları ellerindekini kaybetmeyi pek istemiyorlar.
Bakalım önümüzdeki günler daha ne getirecek...