AKP-liberaller ittifakının önemi

Türkiye Malezya gibi olur mu? Tarafımı söyleyeyim: Hayır. Nedenini de söyleyeyim: 28 Şubat sürecinde neden Cezayir olmadıysak aynı sebeple olmaz.

Hadi gelin, son günlerin popüler tartışma konusuna biz de girelim: Türkiye, Malezya gibi olur mu olmaz mı?
Başta tarafımı söyleyeyim: Hayır olmaz.
Nedenini de söyleyeyim: 28 Şubat sürecinde neden Cezayir olmadıysak aynı sebeple olmaz.
1997 yılında, 28 Şubat'a giden ve onu izleyen aylar boyunca Türkiye, Cezayir'i konuştu. Cezayir'de İslamcı parti seçimle iktidara gelmiş, bunun üzerine ordu darbe yaparak yönetime el koymuştu.
Darbe sonrası neredeyse bir iç savaş çıktı, uzun süren kanlı çatışmalar ve eylemler oldu. Sonunda ordu duruma tamamen hâkim oldu, İslamcı muhalefeti askeri olarak ezdi.
Bakın o sırada Türkiye'de neler oldu? Ordu, azınlık oyuna sahip İslamcı partiyi hükümetten indirmek için bütün gücünü kullandı ve sonunda o hükümetin İslamcı Başbakanı istifa etmek zorunda kaldı.
Hoş bir süreç değildi demokrasi açısından ama bunlar, toplumun etkili kesimlerinin de desteğiyle yaşandı ülkemizde. (Bugün 2. Cumhuriyetçi diye anılan kalemlerin büyük bölümü o zaman Erbakan'ın istifası için yazıyordu.)
Daha sonra bizzat uygulayıcısı kimi üst düzey komutanlar tarafından 'Postmodern darbe' olarak nitelenen (ben bu deyimi ilk olarak 28 Şubat'ın ertesi sabahı, yani 1 Mart 1997'de bir üst düzey komutanın ağzından duydum) girişimin bizdeki etkileri Cezayir'dekinden çok farklı oldu.
İslamcı hareket, devlete karşı bir kalkışma girişiminde bulunmadı. Hatta bunu hayal bile etmedi. Aynı hareket kısa zaman içinde kendi içinde bölündü ve sonuçta bugünkü iktidar partisi ortaya çıktı.
Bugünkü iktidar partisinin hangi şartlarda ve hangi siyasi yolu izlemek isteyerek ortaya çıktığını görmek çok önemli. O zaman basında yazıldığı gibi, ana gövde ile kopan parça arasındaki temel ayrılık, yaşlılar-gençler ayrımı değildi sadece.
Ayrılığın esas temeli, Türkiye'yi demokrasi içinde yönetmeye talip olmakla birtakım İslamcı hayallere sahip olmak arasındaki farktı esas olarak.
Bütün bu söylediklerim, Adalet ve Kalkınma Partisi'nin kimliğini ve kökenini değiştiren şeyler değiller. Evet bu parti büyük ölçüde İslami
siyaset geçmişinden geliyor ve bu partinin kimliği en hafif deyimiyle 'muhafazakâr.'
Türkiye geçmişte de 'muhafazakâr' hareketler tarafından yönetildi. Demokrat Parti de, Adalet Partisi de, Anavatan Partisi de 'muhafazakâr' partilerdi. Hepsi şu kadar veya bu kadar din kartını kullanan, yaygın söyleyişle dini siyasete alet eden partilerdi. Bana göre AKP'nin bu partilerden temelde fazla bir ayrılığı yok. Türk sağı, her zaman içinde kuvvetli bir dozda din motifini barındırmıştır, AKP olsa olsa bu serinin daha dindar bir devamıdır. (Dini siyasete alet etmek seçim kazanmaya yetseydi, Saadet Partisi ile Büyük Birlik Partisi'nin bugün iktidar ortağı olması gerekirdi.)
Yalnız, akılda tutulması gereken bir nokta, Türk sağını temsil eden partilerin her seferinde, son 24 yılda ise artan oranda, Türkiye'nin liberal ve demokrat kesimleriyle en azından bir süreliğine ittifak yaptığı gerçeğidir. Ve bu ittifak ilişkisinin her bozuluşu, o muhafazakâr partinin önce iktidarı, sonra da tarih sahnesindeki yerini kaybetmesiyle sonuçlanmıştır.
Bu ittifak AKP döneminde çok belirgin oldu, çünkü geçmişinde 28 Şubat bulunan bu parti, konjonktürün de etkisiyle, Avrupa Birliği'ne, yani daha fazla demokrasi ve özgürlük söylemine yöneldi. Dikkat ediyorsanız, AKP Avrupa sürecinde teklemeye başladıkça liberal-demokrat kesimlerle arasındaki ittifak da çözülmeye başladı. Bu ittifakın seçim öncesi yeniden güçlenmesinin tek nedeni de askerin 27 Nisan bildirisi oldu.
AKP'nin önümüzdeki dönemde muhafazakâr söylemine ağırlık verip demokrat ve AB yolunda eylemine ara vermesi durumunda, bu sözünü ettiğim ittifak sona erecektir. Sözünü ettiğim ittifak olmadan AKP'nin iktidarını sürdürebilmesi ise bence orta dönemde mümkün olmaz. Salt muhafazakâr bir parti, Türkiye dinamiklerinin dışına düşer, aynen CHP'nin düştüğü gibi ve seçim kazanamaz.
O bakımdan, bana göre AKP'nin yumuşak karnı, bugün yürütülen içi boş ve korkutmaya dayalı Malezya tartışmaları değil, liberal-demokrat kesimlerle arasındaki zımni ittifaktır. Çünkü AKP'nin arkasındaki entelektüel motivasyonu bu kesimler sağlıyor, liberal-demokrat kesimlerin söylediklerini çıkardığınızda AKP'nin söyleyecek sözü neredeyse kalmıyor.