Anayasa 'Uzlaşın' diyorsa

Cumhurbaş-kanı seçiminin ilk iki turunda toplantı yeter sayısı hakkındaki tartışma nedense durmak bilmiyor. Dün bu konuda yazdığım yazı üzerine onlarca okuyucu görüşlerini bildirdi.

Cumhurbaşkanı seçiminin ilk iki turunda toplantı yeter sayısı hakkındaki tartışma nedense durmak bilmiyor. Dün bu konuda yazdığım yazı üzerine onlarca okuyucu görüşlerini bildirdi.
Bu görüşlerin pek çoğu, Cumhurbaşkanı'nın uzlaşmayla seçilmesini temenni ediyor, Anayasa'nın da Meclis'e 'Uzlaşın' dediğini öne sürüyordu.
Acaba sahiden öyle mi?
Daha doğrusu, cumhurbaşkanının iktidar ve muhalefet partileri arasında uzlaşmayla seçilmesine kimsenin itiraz edeceğini sanmıyorum ama buradaki uzlaşma ne kadar mutlaka yerine getirilmesi gereken bir emirdir, ne kadar bir tavsiyedir? Soru bu.
Önce izninizle Anayasa'nın cumhurbaşkanı seçimini belirleyen 102. maddesini özetlemeye çalışayım:
Bu maddeye göre, bu yıl Cumhurbaşkanı seçim süreci, görevdeki Cumhurbaşkanı'nın görev süresinin dolmasından 30 gün önce, yani 16 Nisan'da başlayacak.
İlk 10 gün, yani 25 Mayıs'ı 26 Mayıs'a bağlayan gece yarısına kadar adaylar belli olacak.
Adayların belli olmasının ardından seçim turlarına geçilecek. İki tur oylama arasında en az üç gün ara olabilecek. İlk iki turda cumhurbaşkanını seçmek için 2/3, yani 550 kişilik Meclis'te 367 oy aranacak. İlk iki turda seçim gerçekleşmezse üçüncü turda üye tam sayısının salt çoğunluğu, yani 276 oy aranacak. Bu turda da seçim gerçekleşmezse dördüncü ve son tura, üçüncü turda en çok oy alan iki aday katılacak ve yine 276 oy aranacak. Bu kadar oy yine bulunamazsa Meclis feshedilmiş sayılacak, Türkiye 90 gün içinde seçime gidecek.
Biliyorsunuz eski Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı Sabih Kanadoğlu, ilk iki turda seçilmek için gereken oy sayısı olan 367'nin aynı zamanda o toplantının yapılabilmesi için de gereken üye sayısı olduğunu öne sürdü.
Tabii salonda 367 kişi bulunup bulunmadığını anlamak için de sanırım o oylamada 367 oy kullanılması gerekiyor.
Eğer söylendiği gibi Anayasamızın 102. maddesi cumhurbaşkanı seçiminde uzlaşmayı mutlaka uyulması gereken bir şey olarak emrediyorsa, bu uzlaşmanın ne olduğunu görmeye çalışalım biraz.
Eğer Anayasa, cumhurbaşkanı seçmekte uzlaşmayı emrediyor olsaydı, bir ikinci, üçüncü ve dördüncü tura, hele hele son iki turda seçilmek için gerekli oy miktarını düşürme yoluna hiç gitmezdi. Bu emir mutlak olsa, seçim için tek bir tur öngörülür, bu turda 2/3 çıkmazsa Meclis'in fesholacağı yazılabilirdi.
Oysa Anayasa iki kez 367 oy iki kez de 276 oy aranmasını emrederek 'uzlaşma' emrini bir hayli yumuşatıyor. Biliyorsunuz çoğu zaman hükümetlere güvenoyu aldıran rakam 276'dır, Anayasa üçüncü ve dördüncü turda 276 arayarak hükümetin cumhurbaşkanı seçmesinin önünü fiilen açıyor aslında. (Oylama gizli yapıldığı için buna tam olarak 'ön açma' demek doğru değil belki ama yine de fiilen ön açılıyor.)
Uzlaşmanın şartı eğer seçilecek kişi üzerinde uzlaşmak değilse 'uzlaşma' ne kadar anlamlı?
Çünkü Kanadoğlu'nun tarif ettiği uzlaşma, seçilecek kişi üzerinde değil o seçim sırasında Meclis Genel Kurul salonunda bulunacak kişi sayısında uzlaşma. Yani kim ne oy verecek olursa olsun, ilk iki turda en az 367 oy kullanılsın, yeter diyor Kanadoğlu.
Meclis'te bir milletvekili herhangi bir konu üzerinde üç çeşit oy verebilir: Lehte, aleyhte ve çekinser.
Ama bu demek değildir ki milletvekillerinin protesto amacıyla geçersiz oy vermeleri veya hiç oy kullanmamaları demokrasiye ve hukuka aykırıdır.
Oysa Kanadoğlu'nun görüşü, milletvekillerinin oy kullanmama veya geçersiz oy kullanma gibi şeyler yapamayacağı üzerine kurulu.
Eğer muhalefet partileri Kanadoğlu'nun görüşüne katılıyorsa, bu görüşlerin esas olarak cumhurbaşkanı seçimine katılmamayı düşünen kendilerini hedef aldığının farkındalar mı?
Eğer Kanadoğlu haklıysa, oylamalara katılmamak Anayasa'ya aykırı demektir.
Alın size bir görüş daha işte.