Anayasanın olmazsa olmazları, olmazsa olurları

Benim kişisel görüşüme göre, anayasanın sadece hakları tanımlayıp onlara yer vermesi, kısıtlamaların ise anayasada yer almaması daha iyi olacak.

Hafta sonunda Ankara'da sivil toplum kuruluşlarının öncülüğünde bir 'Anayasa Çalıştayı' yapıldı. Ülkemiz için bir ilkti bu. Çalıştay, daha en başından amacını 'anayasa yazmak' olarak değil, ülkemiz için yapılacak yeni bir anayasada mutlaka olması gereken temel ilkeleri belirlemek olarak açıkladı.
Çalıştayın anayasa için belirlediği ilkeleri, belli olur olmaz önümüzdeki günlerde Radikal'de okuyacaksınız zaten. Ben bugün bazı kişisel görüşlerimi yazmak istiyorum.
Bir anayasa kabaca iki bölümden oluşur.
Birinci bölümde 'kurucu ilkeler' yer alır, ikinci bölümde ise 'düzenleyici ilkeler.'
Kurucu ilkeler, ilke düzeyinde ele alındığında üzerinde neredeyse hiç tartışma olmayan, hemen hemen herkes ve kesim tarafından da benimsenen ilkeler. Nedir bunlar? Laiklik ilkesi mesela. 'Laiklik bizim kurucu ilkemiz olmasın' diye bir tartışma yok ülkemizde. Veya 'sosyal devlet.' Veya 'hukuk devleti.' Veya 'Demokratik devlet.' Veya 'insan haklarına dayalı devlet.' Veya 'kanun önünde eşitlik.' Veya 'kadın-erkek eşitliği.' Veya 'Kanunların geri işlemezliği.' Veya 'hak arama yollarının açık olması ve herkesin hak arama özgürlüğüne sahip olması.' Veya 'seçme ve seçilme özgürlüğü.' Veya 'Barış içinde toplantı ve gösteri yürüyüşü yapma hakkı.'
Bunları uzatabilirim ama uzatmayacağım. Türkiye'de bu temel hakların varlığı üzerinde bir tartışma olmadığı gibi bunların anayasanın 'kurucu ilkeleri' olması gerektiği konusunda da genel bir uzlaşmadan söz edilebilir.
Bu ilkeler anayasanın olmazsa olmazları. Bu haklar manzumesini beş başlık altında toplayabiliriz esasında: 1. Laiklik ilkesi ve bu çerçevede din ve vicdan özgürlüğünün güvenceye alınması; 2. İnsan hakları evrensel bildirgesinin, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin çizdiği çerçeve içinde temel insan hakları; 3. Hukuk devleti ve hukukun evrensel prensipleri; 4. Çağdaş demokrasinin olmazsa olmazları; 5. 'Sosyal devlet' ilkesi çerçevesi.
Bu beş başlığın başlık halinden herkes memnun da, bunların altını doldurmaya veya bu ilkeleri anayasa metninde ayrıntılandırmaya kalkıştığımızda tartışma başlıyor.
Adalet ve Kalkınma Partisi'nin bir anayasa çalışması yapmasını istediği Prof. Dr. Ergun Özbudun başkanlığındaki heyet, mesela laiklik
ilkesi ve din-vicdan özgürlüğü konusunda aslında son derece olması gereken şeyleri alt alta yazınca kızılca kıyamet koptu. Çocuklarımıza din veya ailenin felsefi inancını ailenin kendisi mi öğretsin, bu eğitim 'devlet gözetiminde' mi yapılsın? Alın size sonu gelmeyecek bir tartışma.
Veya başka bir örnek: Maddeye 'Herkesin barışçıl bir biçimde toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkı vardır' diye başlamak ama sonra 'Kamu güvenliği' vs. gerekçelerle bu hakkın kısıtlanabileceğini anayasa düzeyinde kabul etmek veya etmemek, sonsuza kadar uzayabilecek bir tartışmanın habercisi.
Bana göre bizim anayasalarımızı tartışılır yapan ve onları sık sık değiştirmemize neden olan şeylerin başında bu hakları peşinen tanıyıp sonra da onları aynı metnin içinde kısıtlama çabalarımız geliyor.
Benim kişisel görüşüm, anayasanın sadece hakları tanımlayıp onlara yer vermesi, kısıtlamaların ise anayasada yer almaması yönünde. Yani, birileri Taksim'de gösteri yapmak ister, şehrin valisi de onlara izin vermezse, sorunu yargı organı anayasanın ruhuna bakarak ve bu ruhu yorumlayarak çözsün. Biz bu sorunu anayasa düzeyinde ve bir seferde her zaman için geçerli olacak şekilde çözmeye kalkıştığımızda anayasamızı tartışılır kılmaktan ve onu yasa veya yönetmelik konusu olabilecek detaylarla doldurmaktan başka bir şey yapmamış oluyoruz bana göre.
Anayasanın 'kurucu ilkeler' düzeyindeki sorunların çoğuyla bu yolla başa çıkılabileceğini, anayasanın özgürlüklerin alanını belirleyen değil özgürlükleri tanımlayan bir metin olmasıyla tarihe kalıcı bir anayasa bırakabileceğimizi düşünüyorum. Bırakın, özgürlüklerin alanını, siyaset, yasalar yoluyla ve mahkemeler de anayasayı yorumlamak yoluyla oluştursunlar. Statik bir özgürlükler alanımız değil günün koşullarına ve halkın eğilimlerine göre daralıp genişleyen bir özgürlükler alanımız olsun.