Anayasa'yı bir defa delmekle...

Anayasa'daki 'uzlaşma'nın anlamı ne? Uzlaşılınca sonuç alınır, ancak Anayasa Mahkemesi bunu pek umursamamış...

Biliyorsunuz, eski Başbakan ve Cumhurbaşkanı merhum Turgut Özal'ın artık tarihe geçmiş ünlü sözü, 'Anayasayı bir defa delmekle bir şey olmaz...'
Bu sözü aklı başında olan herkes eleştirdi, bu söz yüzünden Türkiye'nin hukuk devleti olmaktan uzaklaştığına dair pek çok şey söylendi bugüne kadar.
Kuşkusuz anayasalar çok temel metinlerdir ve onlara mutlaka uyulması gerekir. Sadece kanunların anayasaya uyması yetmez, kanunları yapan Meclis'in, kanunların verdiği güçle kamu otoritesini kullanan herkesin istisnasız her davranışında da anayasaya uyması gerekir. Ve söylemeye bile gerek yok belki, kanunların Anayasaya uygunluğunu denetleme görevi anayasa tarafından kendisine verilmiş olan Anayasa Mahkemesi'nin de anayasaya uyması gerekir.
Çok sık başa gelen bir şey değil belki ama, ya Anayasa Mahkemesi, önüne gelen bir konuda karar verirken, bir anayasa ilkesi veya kuralının başka bir ilke veya kuralla çeliştiğini görürse, yani vereceği kararla bir anlamda anayasayı 'deleceğini' görürse ne olur?
İşte bu sorunun cevabı yok.
Son 367 kararını tartışıyoruz Anayasa Mahkemesinin. Mahkeme, beğenin beğenmeyin, katılın katılmayın Anayasanın 102. maddesine bir yorum getirdi ve bu maddede sözü edilen 2/3'lük (367) seçim şartının aynı zamanda o seçimin yapılacağı toplantının açılabilmesi için gereken toplantı yeter sayısı da olduğuna hükmetti.
Dikkat edin, Anayasanın başka maddelerinde de, çeşitli işlemler için nitelikli çoğunluk, yani nitelikli karar yeter sayısı aranıyor ama Anayasa Mahkemesi sadece Cumhurbaşkanı seçimi için karar yeter sayısı ile toplantı yeter sayısının aynı sayı olması gerektiğine hükmetti.
Bu bir çelişki mi? Hem evet hem değil. Anayasa Mahkemesi bu konuda, diğer nitelikli çoğunluk gerektiren maddeleri sıraladıktan sonra, "Anayasa'nın genel kurala istisna oluşturan söz konusu maddeleri, ifade biçimleri ve işlevleri yönünden incelendiğinde bunlarda belirtilen nitelikli çoğunluğun Cumhurbaşkanı seçimine ilişkin 102. madde dışında karar yeter sayısına ilişkin olduğu anlaşılmaktadır" diyerek Cumhurbaşkanlığı seçimini ayırıyor.
Peki hadi bunu kabul edelim, çünkü bu bir 'semantik' ve yorum meselesi. Ama öte yandan mahkemenin verdiği bu kararın çeşitli sonuçları oldu. Sonuçlardan en çarpıcısı, hatta mahkeme kararına yol açanı, Meclis oturumlarına katılmamanın artık sadece bir siyasi protesto yöntemi olmaktan çıkması, hukuki sonuç da doğurmaya başlaması.
Burada 'hukuki sonuç'tan kastım şu: Eskiden de Meclis'in çalışmasını engellemenin bir hukuki sonucu vardı ve olacak elbette, böylece kanunlar görüşülemez, kabul edilemez vs. Ama Cumhurbaşkanlığı seçiminde doğan hukuki sonuç sadece Cumhurbaşkanı seçmeyi engellemek değil, ülkeyi seçime de götürmek!
Ama tek mesele bu da değil, esas mesele Anayasa Mahkemesinin Anayasayı koruyayım, Anayasaya uyulmasını sağlayayım derken Anayasanın kendisi ile çelişkiye düşmesi.
Bizim Anayasamızın 84. maddesinin dördüncü fıkrası şöyle başlıyor: "Meclis çalışmalarına özürsüz veya izinsiz olarak bir ay içerisinde toplam beş birleşim gün katılmayan milletvekilinin milletvekilliğinin düşmesine..."
Herhalde hiçbir semantik zorlama veya dilbilim açıklaması, bu cümlenin 'Anayasa milletvekillerinin Meclis Genel Kurulu toplantılarına katılmamasını bir yol olarak teşvik ediyor' şeklinde okunmasını sağlayamaz.
Anayasa, beğenin beğenmeyin, açıkça milletvekillerimiz için bir çeşit disiplinli okul düzeni kurmuş ve devamsızlığı milletvekilliğinin düşme sebebi olarak görmüş. Yani Anayasa milletvekillerine Meclis çalışmalarına mutlaka katılmalarını emrediyor. Ama Anayasa Mahkemesi, Meclis çalışmalarına katılmayarak bir anlamda kendilerine Anayasayla verilen görevi yapmayan milletvekillerini ödüllendiriyor.
Bir başka konu 'uzlaşma' konusu. Anayasanın Cumhurbaşkanı seçimini belirleyen 102. maddesi öncelikle 2/3 (367) çoğunluk isteyerek bir 'uzlaşma'yı talep ediyor ama mesele bu bir Anayasa emri mi, yoksa temenni mi? Bence temenni, çünkü sonraki turlarda bu uzlaşma sağlanamazsa Cumhurbaşkanı seçimi kolaylaşıyor.
Öte yandan 'uzlaşma' ne demektir? Dün de yazdım, Cumhurbaşkanı seçilemeseydi ama genel kurulda 367 kişi olsaydı uzlaşılmış mı olacaktı? Benim bildiğim uzlaşılınca bir sonuç alınır. Oysa Anayasa Mahkemesi böyle bir şeyi pek umursamamış bile.