Asperger ülkesi

Geçenlerde uykum kaçınca televizyona sığındım ve yanlış hatırlamıyorsam Türkçe adı 'Aşkın Gücü' gibi bir şey olan bir film seyrettim.

Geçenlerde uykum kaçınca televizyona sığındım ve yanlış hatırlamıyorsam Türkçe adı 'Aşkın Gücü' gibi bir şey olan bir film seyrettim. Filmde, beyindeki bir fonksiyon bozukluğundan kaynaklandığı düşünülen otizm hastalığının özel bir türü olduğu söylenen 'asperger sendromu'ndan mustarip bir grup genç insanın öyküsü, aslında onlar içinde de bir kızla bir erkeğin aşkları anlatılıyordu.
Daha sonra internetten ve diğer kaynaklardan 'asperger sendromu'nun tam olarak ne olduğunu öğrendim ama açıkçası, filmde anlatılan eksik tarif, hatta tarif bile olmayan tarif benim bu yazıma daha fazla uyuyordu, onun için asperger sendromunun gerçekte ne olduğunu bilenlerden ve bu sendromdan mustdarip olanlardan özür dileyerek bu çarpıtılmış
ve eksik tarifi kullanacağım.
Filmde anlatılan iki asperger hastası da, bu hastalığın aynı türüne maruz kalmıştı: Gündelik veya edebi dildeki metaforları, benzetmeleri,
ironileri anlayamıyorlar, duydukları her kelimeyi sözlük anlamıyla anlıyorlardı.
Yani diyelim birisi, 'Daha senin bir fırın ekmek yemen lazım' dese, filmdeki asperger'liler koşa koşa fırının önüne gidebiliyorlar. Zaten filmdeki hastalardan biri, çocukken babasının televizyonda olimpiyatları seyrederken duyduğu 'He breaks all the records' (Bütün rekorları kırdı) cümlesine çok sevindiğini görünce, babasını aynı derecede memnun edebilmek
için evdeki bütün plakları (records) kırmıştı.
İtiraf edeyim, filmdeki bu tarifi duyduğum andan itibaren Türkiye ve tanıdığım Türklerle, Türkiye'de siyaset yapılma biçimiyle asperger arasında sürekli paralellikler bulmaktan kendimi alamıyorum.
Çünkü, kabul etmek gerekir, metaforların, benzetmelerin, şakaların olmadığı bir dil bir hayli sığ bir dil olmaya mahkûmdur. Bu dilde edebiyat yapamazsınız, bu dilde sanat yapamazsınız, bu dilde şiir yazamazsınız.
Eğer asperger'liyseniz, diyelim Elif Şafak roman kahramanına bir söz söylettiğinde, o kahraman ve onun yaratıcısı yazar aleyhine dava açmakta tereddüt etmezsiniz mesela.
Eğer asperger'liyseniz, Orhan Pamuk'u da, Yaşar Kemal'i de, Kemalettin Tuğcu'yu da okumaz, okuyamaz, okumaya kalkışsanız bile 'Ne yazıyor bu adam ya' dersiniz.
Eğer Aspergerliyseniz, biri erkeğe biri kadına benzeyen iki soyut figürün heykel haline gelmesinden ve onun da bir şehrin bir meydanına yerleştirilmesinden rahatsızlık duyarsınız, hatta 'Tüküreyim ben böyle
sanatın içine' dersiniz. Çünkü sanat, gerçekten ama gerçekten sizin kavrayışınızın çok ötesindedir.
Eğer asperger'liyseniz, bir masal kahramanı olan 'Noel Baba'yı gerçek bir kişi sanır, masal kahramanının esinlendiği gerçek 'Santa Nikola'nın heykelinin masaldaki kahraman gibi yapılmasını istersiniz.
Eğer Aspergerliyseniz, önce türbanın siyasal İslam'ın simgesi olduğuna inanırsınız, sonra da sokakta gördüğünüz her türbanlıyı rejim düşmanı saymaya başlarsınız.
Eğer asperger'liyseniz, Perihan Mağden'in bir yazısında geçen ve 'kız kardeş' ya da 'can yoldaşı' anlamına gelen 'hemşire' kelimesine karşı dava açan yüzlerce sağlıkçı hemşireden biri olabilirsiniz.
Eğer asperger'liyseniz, Hrant Dink'in meşhur yazısında Türklere hakaret ettiği anlamını kolayca çıkarırsınız.
Eğer asperger'liyseniz, zaten bu yazıdan da bir şey anlamazsınız ve size 'ruh hastası' dediğimi düşünerek bana dava açarsınız.
***
Gerçekten bir kez daha, hastalıklarını böylesine çarpıttığım için asperger sendromlu teşhisi konan herkesten özür diliyorum.