Avrupa treni yeniden yürürken

AB'yle bir başlığın daha müzakereye açılması, sadece AB treninin tekrar yola çıkması bakımından değil, siyasi anlamları açısından da bir hayli önemli...

Madem bu tren benzetmesini herkes kullanıyor, ben de kullanayım, bakalım
siz bir şey anlayacak mısınız?
Avrupa Birliği, Türkiye'ye 'sonu üyelik' olan aday adayı statüsünü 1999 Aralık ayında Helsinki'de verdi. Tren peronda duruyordu, bilet kuyruğundaydık. Bileti almak için Kopenhag Kriterleri adı verilen siyasi kriterleri yerine getirmeliydik.
Bunları yapmak beş yılımızı aldı, Aralık 2004'te trene binebileceğimiz saati, yani müzakere tarihini verdi AB: 3 Ekim 2005.
Trenin kapısından içeri adım atmak epey bir zahmetli oldu ama 3 Ekim'de müzakere çerçeve belgesinde anlaşılmasıyla kapıdan içeri girdik.
Yalnız içinde bulunduğumuz vagonun tekerleklerinin az da olsa dönmesi için Haziran 2006'yı bekledik. Bu tarihte toplamı 35 tane olan müzakere başlıklarından ilki açıldı ve geçici olarak kapatıldı. Yani tekerlek belki
bir tam tur bile dönmeden yeniden durdu.
Şimdi aradan tam 9 ay 17 gün (dün itibarıyla) geçtikten sonra tekerleğin ray üzerinde yeniden hareketlenmesi söz konusu. Türkiye, dün Brüksel'deki Avrupa Konseyi binasında düzenlenen mütevazı bir seremoniyle 'İşletmeler ve Sanayi Politikaları' başlıklı yeni bir fasılı daha açtı. Umudumuz bu faslın geçici kapamasının 2008 ortalarında, yani yaklaşık 15 ay sonra olması.
Tren için ne büsbütün duruyor ne de tamamen hareket ediyor diyebiliriz. Biz Türklerin pek alışık olduğu bir durum doğrusu.
***
Sakın alınan mesafeyi ve girilen yolu küçümsediğim sanılmasın. Tam tersine, üstünde yürünen yolun en az varılacak hedef kadar önemli olduğuna, hatta belki hedefin kendisi olan tam üyelikten bile önemli olduğuna inananlardanım.
Bakın, dün açtığımız 'İşletmeler ve Sanayi Politikaları' başlığının kapanış kriteri, uzun yıllardır ülkemizde kafası çalışan ve makul düşünen herkesin önerdiği ama nedense bir türlü yapılamayan bir şey: Özellikle alt sektörlerde stratejik önceliklerin belirlendiği, Türkiye'nin göreli rekabet avantajının ölçümlendiği bir stratejiyi yürürlüğe sokmak.
Daha dün Başmüzakereci ve Devlet Bakanı Ali Babacan bu kapanış kriteri için, "Bizim uzun yıllar önce kendi kendimize yapmış olmamız gereken bir şey" dedi.
AB sürecinin, sürecin sadece kendisinin işte böyle faydaları var: Önde tutulan havuç sayesinde sopaya gerek olmadan bazı şeyleri kendi kendimize yapacağız.
Ali Babacan ve Türkiye'nin AB müzakere ekibinin verdiği bilgiye göre çok kısa zaman içinde en az bir, en çok üç başlıkta daha müzakere başlayabilir.
Dün müzakere treninin tekerleklerinin yeniden hareketlenmesinin siyasi önemi, son haftaya damgasını vuran Türkiye AB'nin 50. yılına davet edildi-edilmedi tartışmasını kesmesi. Çünkü AB açısından bir başlığın daha açılması sadece teknik bir karar değil, 27 üye ülkenin bir araya gelip aldığı bir siyasi karar bu aynı zamanda.
Sürecin devamı için bazı temel bilgilerin farkında olmakta fayda var:
Bundan böyle, geri kalan 33 (dün açılanla birlikte 34) başlık için temel bir kapanış kriteri var, Kıbrıs'a liman ve havaalanlarını açmak.
Yine geri kalan 33 başlıktan 8 tanesi için müzakereye temel açılış kriteri yine Kıbrıs meselesi.
Geri kalan 25 başlıktan bir bölümünde bazı teknik veya uygulamaya dayalı açılış kriterleri olacak. Bu kriterler yerine getirildiğinde müzakere açılabilecek.
Ve son olarak da, hiçbir açılış kriteri bulunmayan başlıklar var.
Müzakereleri ilgili başlıkta kapatmak için de, zaman zaman o başlığa özgü bir kapanış kriteri olabilecek. Mesela dün açılan başlığın kapanış kriterini söyledim bile.
Kısacası şu: İçinde bulunduğumuz vagon çok az veya çok ağır hareket ediyor olsa bile, bu hafif hareketin kendisi bile Türkiye için çok önemli, çok yapıcı. Vagonun hızını belirlemek artık tamamen Türkiye'nin elinde de değil ama yine de Türkiye'nin bu arada elinden geleni yapması, vagonu yavaşlatan taraf olmaması kendi lehine.
Dün bir başlığın daha açılması, sadece vagonun yeniden hareket etmesi bakımından değil, siyasi anlamları itibarıyla da çok önemli, çok simgesel bir olay oldu.