Azınlık hissi sağlıklı değil

Say'a atfedilen sözlerden biri de, 'Onlar yüzde 70, biz yüzde 30' cümlesi. Ben bunun doğru olduğunu düşünmüyorum.

Piyanist Fazıl Say'a atfedilen sözlerden biri de, 'Onlar yüzde 70, biz yüzde 30' cümlesi oldu. Ben bunun doğru bir cümle olduğunu düşünmüyorum.
Bana göre, özellikle laik kesimlerin (yüzde 30?) son dönemde kendilerini azınlıkta hissediyor olmaları bir olgu olsa da, bu azınlıkta hissetme halinin kendisi sağlıklı düşünmenin ve tepki vermenin önündeki en büyük engel.
Eğer azınlıktaysanız, bir kere adı üstünde, sizin gibi düşünenlerin veya olanların sayısı azdır. Ve siz kendinizi toplumun geri kalanını sizin gibi düşünmeye veya olmaya ikna edemeyeceğinizi düşünüyorsanız (ki azınlık hissi genellikle bu yenilgiye hazır olma hissiyle birlikte bir paket olarak gelir) hep azınlıkta kalırsınız.
Aynen Bülent Ortaçgil'in şarkısındaki gibi yani: 'Sen, ben değirmenlere karşı/ Bile bile birer yitik savaşçı...'
O yüzden bu azınlık hissinin hiç sağlıklı olmadığını düşünüyorum.
* * *
Bana göre bu toplumun ezici bir çoğunluğunun devlet ve din işlerinin ayrılması anlamında laiklikle hiçbir sorunu yok. Hatta şöyle demek bile mümkün: Laikliğin olmadığı bir anayasal düzeni hayal dahi etmiyor ezici çoğunluk.
Bunu öyle kafadan atarak veya kendi temennilerimi gerçek olmasını dileyerek söylüyor değilim. Bugüne kadar din, toplum, siyaset, devlet konularında yapılmış sayısız araştırmanın ortak sonucu bu: Türkiye'nin şeriat düzeniyle yönetilen bir din devleti olmasını isteyenler marjinal denebilecek küçük bir azınlık.
Şeriat devleti isteyenler marjinal bir azınlık diye geri kalanın dinin toplumdaki ve gündelik hayattaki rolü konusunda aynı görüşte olduğunu düşünmeyin. Ciddi farklılıklar var görüşlerde. Bir kısım, kızların üniversitede türbanla derse girmesine şiddetle karşı mesela, başka bir kesim ise bunda hiçbir sakınca görmüyor.
* * *
Hayat tarzı bakımından kendini azınlıkta hisseden, daha da kötüsü çoğunluğun halen baskı yaptığını veya yapmaya hazırlandığını düşünenlerin olduğu bir vakıa.
Tamam ama hayat tarzımızı korumak için ne yapacağız: Demokrasi içinde mi mücadele edeceğiz, gerekirse demokrasiden vaz mı geçeceğiz?
Demokrasiden vazgeçilen seçeneği aklıma bile getirmek istemiyorum. Ne yapılırsa demokrasi içinde yapılacak.
Aynı yerlere geri dönüyorum ama bunları hatırlatmak zorundayım: Peki sadece laiklikten söz eden bir siyaset seçim kazanabilir mi?
Bırakın seçim kazanmayı, Fazıl Say'ın söylediği yüzde 30'u alabilir mi? Alamaz. Alacak olsaydı bugün CHP yüzde 21 değil yüzde 30 alırdı.
Tek başına laiklik savunusu hiçbir işe yaramadığına ve yaramayacağına göre, eğer var ise o yüzde 30'luk kesim veya geçen nisandaki Cumhuriyet mitinglerine katılan o samimi, geniş kitle muhalefetini de, olası iktidarını da yanlış yerde arıyor demektir.
Sorun laiklikte veya hayat tarzında olmadığı gibi cevap da orada olmayabilir mi acaba?
Düşünmeye değmez mi?