Barışa bir şans vermek

Bugün ve yarın Ankara'da 'barış konferansı' yapılacak. Çeşitli sivil toplum örgütlerinin öncülüğünde başlayan arayışa daha sonra Kürtleri temsilen katılan DTP başta olmak<br> üzere...

Bugün ve yarın Ankara'da 'barış konferansı' yapılacak. Çeşitli sivil toplum örgütlerinin öncülüğünde başlayan arayışa daha sonra Kürtleri temsilen katılan DTP başta olmak üzere örgütlerle birlikte giderek kalabalıklaşan bir grup, 'silahların sustuğu' bir Türkiye için ortak akıl bulmaya çalışacaklar iki gün boyunca.
Güneydoğu'dan çatışma veya bomba patlaması haberi gelmediği zamanlarda Türkiye'nin bu en büyük ve en önemli sorununu unutmayı seçiyoruz genellikle. Bu davranışın psikolojide bir adı var elbette ama hiç oralara girmeden, bu büyük sorun sanki yokmuş gibi davranmanın yanlışlığını söylemekle yetineyim.
Açıkçası, siyasi meşrebimize veya o sırada ülkede hâkim havaya bağlı olarak bazen 'Kürt sorunu' bazen de 'Terör sorunu' veya 'Güneydoğu sorunu' gibi isimlerle adlandırdığımız 'sorun' aslında olduğu gibi ortada duruyor.
Bir köşe yazısında sorunun bütün boyutlarını sıralamak bile imkânsız aslında. Çünkü çok karmaşık, çok taraflı ve belki de tamamen çözülmesi imkânsız bir durumdan söz ediyoruz. Ama yine de, sorunu oluşturan parçalar arasında belki de bir öncelik sıralaması yapmak mümkün.
Bana soracak olursanız öncelik PKK'nın silahlarını tamamen bırakmasında ve her ne istiyorsa onu barışçıl, meşru siyasi yollarla ve açık açık istemesinde olmalı.
İşte o yüzden, Ankara'da bugün ve yarın yapılacak olan konferansı çok önemsiyorum.
Umarım bu toplantılardan, PKK'nın silahsızlanması ve amaçlarını siyaset yoluyla gerçekleştirmesi için kuvvetli bir çağrı çıkar, çünkü son tahlilde Mehmet Ağar'ın söylediği şey doğru: Dağda silahla dolaşacağına ovada siyaset yapsınlar.
Tabii, 'PKK silahları bıraksın' denince hemen terör örgütünden pazarlık çağrıları geliyor. En başta gelen çağrı da genel af talebi.
Siyaseten gerçekçi olunacaksa, genel af talebinin ciddi anlamda siyasi tartışma gündemine gelmesi bile neredeyse imkânsız, bırakın affın gerçekleşmesini.
Kaldı ki bir silahlı terör örgütünü dağıtmak için pazarlık yapılması da kolay kabul edilebilir bir şey değil. Ve yine, milyonlarca Kürt kökenli Türkiye Cumhuriyeti vatandaşının hakları için verilecek meşru siyasi mücadelenin en çok birkaç yüz kişilik lider kadrosunun affedilip edilmemesine indirgenmesi de ahlakla ve savunulan amaçla ne kadar bağdaşır, tartışmalı.
Ancak yine de af ihtimalini dışlamamak gerek. Bazen, büyük toplumsal sorunların sonrasında büyük ve kapsamlı barışmaların yapılması gerekir. Sonuç olarak eğer PKK'da Türkiye'de Türklerle Kürtlerin kardeş gibi ve kalıcı bir barış içinde yaşaması iradesi varsa, bence bu fırsat da önemlidir.
Yalnız sorun şu ki, PKK'nın gerçek talebinin ne olduğu, gerçekte PKK'nın iradesinin hangi nihai amaç etrafında şekillendiği kimse tarafından bilinmiyor. Eğer PKK ülkeyi bölmek istiyorsa bile bunu silahsız ve barışçı zeminlerde yapabilir, hatta yapmalı. PKK silahını bırakmayacaksa, bu anlamda barış hiçbir zaman olmayacak, yani bugün ve yarın Ankara'da havanda su dövülmüş olacak demektir.
O yüzden, genel af gibi, etnik siyaset yapılabilmesi gibi, yerel yönetimlerde daha fazla özgürlük gibi taleplerin konuşulabilir olmasının ister istemez bir önkoşulu var: PKK'nın ülke bütünlüğünü kabul etmesi ve ardından da silahlarını bırakması.
Yani, silah bırakmak için pazarlık değil, pazarlık edebilecek siyasi meşruiyeti kazanabilmek için silahları bırakıp Türkiye'nin ülke bütünlüğünü kabul ettiğini açıklamak. Doğru denklem bu olmalı.