Başbakan söyledi

Başbakan nihayet negatif milliyetçiliği telaffuz edip eleştirdi. Sıra artık 'pozitif'in tanımında.

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın Adalet ve Kalkınma Partisi'nin dünkü Meclis grup toplantısında yaptığı konuşmadan kısa bir alıntı: "Irkçılık, kafatasçılık yapmak, dışlayıcı milliyetçiliktir, ayrımcılıktır, bölücülüktür, negatif bir milliyetçiliktir ve bu millete yapılabilecek en büyük kötülüktür. Devleti de milleti de milliyetçiliği de töhmet altında bırakan asıl bu anlayıştır. Türkiye'yi içine kapatmak, aramıza nifak tohumu ekmek isteyenler, kışkırtıcılık yapanlar, milletin soluduğu havayı zehirleyenler, karşımıza her ne sıfatla çıkarlarsa çıksınlar, her şey olabilirler ama vatansever, yurtsever olamazlar."
Sanıyorum Türkiye'nin gündemine 'negatif milliyetçilik' kavramı ilk bu köşede yazılan yazılarla girdi. Geçen yıl 'Kurtlar Vadisi'nin sinema filmi versiyonuyla ilgili bir yazımda ilk olarak kullandım bu tabiri.
'Negatif milliyetçilik'ten kastım şu: Kendi kimliğini düşmanının kimliğine bakarak tanımlayan, yani kendisi olmak için düşmana ihtiyaç duyan, yenilgilerin veya yaratılan düşmanın 'baskı'larının kimliği pekiştirmede esas yapıştırıcı olarak kullanıldığı milliyetçilik türü.
Bunun dünyada en iyi örneği Sırp diktatör Slobodan Miloşeviç'ti. Taa 500 küsur yıl önceki Osmanlı'nın Kosova zaferini bugünün Sırp milliyetçiliğinin tutkalı haline getirmeyi başardı, 'ezilmiş' olmaktan ırkçı ve vahşi bir milliyetçilik üretti.
Negatif milliyetçilik, Türkiye gündemine esas olarak 2001 krizi ertesinde girdi ve Avrupa Birliği reformlarıyla ivme kazandı.
Bu çeşit milliyetçilik, ilk olarak Atatürk'ün Gençliğe Hitabe'sinden meşhur 'Bütün limanlarına girilmiş, bütün tersanelerine...' diye başlayan cümleyi alıp kullanmaya başladı.
2001 krizinin yılgınlık ortamı, Uluslararası Para Fonu'nun medya tarafından Türkiye'yi yönetiyor gibi gösterilmesi, Kemal Derviş'in 'Amerika'nın adamı' olarak takdim edilmesi, ifade özgürlüğünün önünü açan, işkenceyi ülke gündeminden çıkarmayı amaçlayan yasaların bizim için değil de sanki AB için yapılıyormuş gibi bir izlenim yaratılması hep
negatif milliyetçiliğin işine geldi.
İşin tuhafı, gerek 2001 krizinin ve devamındaki IMF destekli programın, gerekse AB reformlarının başlangıcının siyasi sorumlularından biri olan Milliyetçi Hareket Partisi'nin uzun bir suskunluk döneminin ardından negatif milliyetçiliğe sarılması. Ama Sezar'ın hakkı Sezar'a, negatif milliyetçiliği önce 'Ulusalcı' cephe büyüttü, ardından Cumhuriyet Halk Partisi besledi ve en sonunda da o milliyetçilik esas sahibine, MHP'ye gitti.
Bugün içinde yaşadığımız karanlık ve sığ ortamın başlıca sorumlusu bu negatif milliyetçilik akımı. İktidardaki AKP de yakın zamana kadar
(Söğüt'te Başbakan'a saldırılana kadar) negatif milliyetçiliğin içinde kaldı, kendisini diğerlerinden daha milliyetçi gösterme yarışına girdi. Oysa AKP savunmadaydı, savunmada olunan bir mücadelenin kazanılması imkânsızdı, herhalde bugün bunu gördüler.
Oysa Türkiye'de kitle partilerinin ve marjinal olmayan yaygın medya organlarının yapması gereken, sık sık yalana dayalı komplo teorilerinden de beslenen negatif milliyetçiliğin hiçbir türüne prim vermemek, tam tersine eğer gerekiyorsa topluma sürekli pozitif milliyetçi mesajlar vermek olmalı.
Yeri gelmişken pozitif milliyetçilikten ne anladığımı da yazayım: Başarısızlıklarından ders çıkartan, başarılarıyla övünen, dünyayla yarışan, kendisini 'muasır medeniyetler'le kıyaslayan, başı her zaman dik ve yüzü her zaman ileriye dönük bir milliyetçilik pozitif milliyetçilik.
Böyle yazıyorum diye beni eleştiren, milliyetçiliğin, vatanseverliğin vs. her türlüsünün kötü olduğunu söyleyen okurlarım var. Bu eleştirilere rağmen yazmayı sürdürüyorum, çünkü böyle yazanların bile mesela Milli Takım dünya üçüncüsü olduğunda sevinip gurur duyduğunu biliyorum.