Başbakan yanlış biliyor ve haksız

Meclis açılışında verilen resepsiyonda Başbakan Recep Tayyip Erdoğan ile Kadın Adayları Destekleme Derneği KADER'in başkanı arasındaki diyalog gazetelere yansıdı.

Meclis açılışında verilen resepsiyonda Başbakan Recep Tayyip Erdoğan ile Kadın Adayları Destekleme Derneği KADER'in başkanı arasındaki diyalog gazetelere yansıdı.
KADER Başkanı, seçimle gelinen siyasi koltuklar için 'kadın kotası' talebini dillendirince Başbakan'ın sert tepkisiyle karşılaştı. Başbakan'a göre 'kadın kotası kadına hakaret'ti, 'eşit' olan ve 'eşit olduğunu göstermek isteyen' kadınların erkeklerle yarışarak o koltuklara kendilerini seçtirmesi gerekiyordu.
Başbakan, dünyanın hiçbir yerinde kadın kotası uygulanmadığını da öne sürüyordu. KADER Başkanı, 'Ruanda'da bile var' deyince, Başbakan 'Ruanda'yı mı örnek alacağız' mealinde bir cevap vermişti.
Başbakan, 'Kadınla erkek eşit, o zaman kadınlar da erkekler kadar çalışsınlar, geldikleri yeri hak etsinler' diyor bir anlamda. Bunun adı 'Sosyal Darwinizm'dir.
***
Daha önce de bu konuda buna benzer konuşmalar yaptığı için Başbakan Erdoğan'ın kadın kotası ve pozitif ayrımcılık gibi konularda yanlış bilgilere sahip olduğunu söylemek zor değil.
Birincisi, gelişmiş Batı ülkelerinin neredeyse tamamında, kadınlar başta olmak üzere siyasete ve gündelik hayata katılmalarına sosyal engeller bulunan kesimlere pozitif ayrımcılık uygulanıyor. Üstelik uygulama sadece siyasetle sınırlı da değil, üniversiteye girişten işe girişe, işyerindeki maaşlardan aile içindeki role kadar pek çok alanda gerçek ve fiili eşitliği sağlamak için alınan tedbirler ve uygulamalar Avrupa Birliği ülkelerinden Amerika'ya kadar pek çok yerde mevcut.
Nitekim bu uygulamaların bir bölümünü aslında biz de yapıyoruz. Mesela, Milli Eğitim Bakanlığı tarafından da desteklenen 'Haydi Kızlar Okula' kampanyaları, bir anlamda 'Sosyal Darwinizm'i kesmek için devlet tarafından yapılan müdahaledir. Yoksa, 'Bu işe devlet de toplum da karışamaz, aileler istedikleri çocuklarını okula gönderir, istemediklerini göndermez' de denebilir ama ne iyi ki bunu demiyoruz, kız ve erkek çocukların eşit imkânlarla hayata başlamasını sağlamak için müdahale ediyoruz.
Fakat ilköğretim çağında başlattığımız bu eşitleştirici tutumu daha sonra sürdüremiyoruz. Üniversiteye girişte kızlarla erkeklere eşit kontenjan ayırmayı düşünmüyoruz, örneğin. Üniversitelerde erkek egemenliği çok açık.
Benzer şekilde işe girişte kadınlarla erkeklere eşit fırsat tanımıyoruz. Kadınların işgücündeki rolü gerçekten çok ama çok düşük.
Ve siyasette erkeklerle kadınları eşitlemeye çalışmıyoruz bile.
Devlet yönetimine kadın eli değmesini istemiyoruz sanki.
Şu anda Türkiye'de kadınlar 'yarı yarıya temsil'i henüz hayal bile edemiyorlar; istedikleri en fazla aday listelerinde yüzde 30-40 civarında bir kontenjan. Ama normalde evrim teorisiyle meşhur Darwin'den çok hoşlanmaması gereken Başbakanımızın 'Sosyal Darwinciliği' tutuyor, 'Siyasete girmelerinin önünde bir engel yok, madem eşitler, girsinler, yarışsınlar, kazansınlar' diyor.
Belki, milletvekili adaylarının seçmenlerin tümüne açık önseçimlerle belirlenmesinin kural olduğu bir ülkede yaşıyor olsaydık, Başbakan'a bir ölçüde hak verebilirdik ama unutmayın, partisinin milletvekili aday listesini kâğıt üstünde içinde birkaç kadının temsil edildiği parti üst organı, fiiliyatta ise Başbakan bizzat kendisi yapıyor. Bu şartlarda 'yarışma' ve 'eşitlik' nerede?
***
Amerikalıların 'affirmative action' dedikleri 'pozitif ayrımcılık'ın da bir sürü sakıncalı tarafı var; en önemlisi gerçekte hak etmeyenleri taltif etmesi. Ama bütün sakıncalarına rağmen, gerçek eşitlik sağlanana kadar 'pozitif ayrımcılık'tan daha iyisi, daha etkilisi henüz bulunmuş da değil.