Başbakan'a sorular

Bir anda pıtrak gibi ortaya çıkan 'vatansever' sivil toplum örgütlerine doğrudan veya dolaylı olarak kamu parası verildi mi?

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan birkaç gün üst üste 'derin devlet'in ne olduğuyla ilgili çeşitli tanımlar yaptı. Bu tanımlarla hemfikir olmadığımı söyleyemem. 'Derin devlet' arkasındaki ideolojik yapı her ne olursa olsun (ki ne olduğu 'derin devlet' adından da anlaşılıyor) hukuk devletinin ve demokrasinin dışında bir oluşum.
Başbakan bu tanımları yapmakla mı yetiniyor yoksa 'derin devlet' deyip sonra bürokrasideki kadrolaşma umudunumu besliyor, bunu bilemem ama ben aksi yönde bir kanıt ortaya çıkana kadar Başbakan'ın iyi niyetli olduğunu kabul etmek durumundayım.
Ancak bu işlere sadece iyi niyet yetmiyor. Eyleme de geçmek lazım.
'Derin devlet'i herhangi bir örgütten, sivil toplum kuruluşundan veya siyasi baskı grubundan ayıran şey adında gizli: Devlet.
O yüzden, devlet GÜCÜ ve devlet PARASININ hukuk dışı emellerle kullanılıp kullanılmadığı önemli. Eğer kullanılıyorsa bunu durdurmak ve sorumluları adli makamlara teslim etmek hukuk devletinin ve hükümetin görevi.
Bugünkü manşet haberimizde okuyacaksınız, son yıllarda üstünde oyunlar oynanmak istenen şehirler arasında Trabzon yalnız değil, mesela bir de Mersin var.
Bu kentin nüfus yapısı son 15 yıl içinde başka pek çok şehir gibi çok değişti. Mersin, özellikle PKK ile yürütülen mücadele nedeniyle Güneydoğu'dan başlayan göçlerin başlıca hedef illerinden biri oldu. (İstanbul, İzmir, Adana, Diyarbakır, Van gibi şehirlerle beraber.) Yapılan hesaplara göre bugün Mersin nüfusunun yüzde 40'ı Kürt kökenli Güneydoğu'daki köylerinden, mezralarından ayrılmak zorunda kalmış vatandaşlarımızdan oluşuyor.
Dikkat edin son yıllarda Mersin bu özelliğiyle patlamaya hazır bir bomba gibi. Nevruz'da polisiye olaylar nedense bu şehirde oluyor. İki küçük çocuğun bayrağı yere atmaları bu şehirde gerçekleşiyor vs.
Tabii tam tersi de var: İsimleri nedense hep 'Kuvvayı Milliye' gibi, 'Vatansever Güç Birliği' gibi kelimelerle dolu 10'a yakın örgüt, bu şehirde örgütleniyorlar öncelikle. Öyle bir milliyetçi-ırkçı yoğunlaşma var ki bu şehirde Milliyetçi Hareket Partisi bile durumdan tedirgin. Hatta MHP'nin bu tedirginliğini aşağı yukarı aynı kelimelerle Demokratik Toplum Partisi de paylaşıyor, İnsan Hakları Derneği de.
Mersin'e Kürt göçünün ardından bu şehirde yaygınlaşmakta olan aşırı milliyetçi yoğunlaşmayı vatandaşın sivil tepkisi olarak görebilir miyiz? Bu şehirdeki aşırı milliyetçi yoğunlaşmayı temsil eden kimi örgütlerin başında meslek hayatlarının bir döneminde psikolojik harekâtla ciddi olarak uğraşmış kimi emekli askerlerin bulunması tesadüf olabilir mi?
Türkiye'de kendi vatandaşlarımıza karşı psikolojik harekâtın ve toplum mühendisliği çabalarının ciddi bir tarihi geçmişi var. Bir yasayla Milli Güvenlik Kurulu Genel Sekreterliği'ne bağlı 'psikolojik harekât başkanlığı'nın dağıtılmış olması, bu kuruluşun tamamen yok olduğu anlamına gelebilir mi? Bence gelmez, bu kuruluş türlü çeşitli kisveler altında bence yaşamaya devam ediyor. (Unutmayın, Radikal MGK'nın Türk halkına karşı psikolojik harekât yaptığını ortaya çıkardığı dönemde birileri 'Psikolojik harekat bir ihtiyaçtır' dedi, diyebildi.)
Türkiye'nin sağından solundan ansızın pıtrak gibi birtakım 'sivil toplum örgütleri'nin çıkması, birtakım internet sitelerinin kurulması, birtakım 'vatansever internet korsanı' topluluklarının çalışmaya başlaması, sadece Türkiye'de sivil demokrasinin gelişmesiyle izah edilebilir mi? Yoksa bu çeşit örgütlenmeleri teşvik eden resmi ya da yarı resmi ya da tamamen gölgede kurumlar mı var?
Ve daha da önemlisi: Doğrudan veya dolaylı yollarla bu yeni çeşit 'sivil toplum örgütleri'ne kamu parası verilmiş midir?
'Derin devlet'ten söz eden Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın bu soruları ciddiye alması gerekir bence.
Ve son bir not: Trabzon konusunda özel bir hassasiyet sergileyen Başbakan'ın bu kentle ilgili olarak MGK Genel Sekreterliği arşivlerini bir taratması çok aydınlatıcı olabilir.