'Başkaca hüküm yoksa...'

Anayasa Mahkemesi'ne göre, Gül yine 357 oy almış olsa bile, salonda 367 vekil bulunsa, 'uzlaşma' gerçekleşmiş olacaktı.

Malum, Meclis, Cumhurbaşkanını seçemedi. Bu seçim, kimine göre 'hukukun siyasete alet edilmesi', kimine göre AKP'nin 'Anayasa emri' olan uzlaşmaya yanaşmaması yüzünden yapılamadı.
Bu tartışmalarda tayin edici kurum Anayasa Mahkemesi'ydi. 27 Nisan günü yapılan ve tek aday olarak Abdullah Gül'ün katıldığı Cumhurbaşkanlığı seçimi birinci tur oylamasında Meclis Genel Kurulu'na muhalefet partileri girmedi ve oylamada 367'den az oy kullanıldı, Gül 357 oy aldı ama Anayasa gereği bu kadar oy seçilmesine yetmiyordu. Aynı gün CHP, Meclis'te yapılan bu oylamayı Anayasa Mahkemesi'ne götürdü.
Anayasa Mahkemesi'nin, Anayasa ve yasalara göre Meclis kararı niteliğindeki bu tür oylamaları denetleme yetkisi yok. Ama mahkeme, öteden beri, eğer alınan bu Meclis kararları 'İçtüzük değişikliği niteliğinde' ise bunları görüşüyor. CHP de, Cumhurbaşkanlığı seçiminin birinci turunda toplantı yeter sayısı olarak 367 aranmamasını Anayasa ve İçtüzük ihlali olarak gördü ve konuyu mahkemeye taşıdı.
Mahkemenin gerekçeli kararı önceki gün belli oldu. Gerçi mahkeme, kararını mayıs başında açıkladığından beri, aslında iki oylama yaptığını, birinci oylamada konunun Anayasa Mahkemesi'nin görev alanına girip girmediğinin tartışıldığını, mahkeme başkanı Tülay Tuğcu ve mahkemenin kadın üyelerinden Fulya Kantarcıoğlu dahil dört üyenin aleyhte oy kullandığını biliyorduk. İlk oylamada konunun Anayasa Mahkemesi tarafından görülebileceği 7'ye 4 kabul görünce, Tuğcu ve Kantarcıoğlu'nun esasa ilişkin oylamada 367'nin gerekliliği yönünde oy kullandığı da biliniyordu.
Bilinmeyen, tartışmaların içeriğiydi. Gerekçeli karardan tartışmaları da öğrenebiliyoruz.
Buna göre, mahkeme, Arınç'ın, CHP milletvekili Kemal Anadol'un açtığı usul tartışması sonrası başkanlık tutumunu gerek olmadığı halde genel kurula oylatması ve kabul ettirmesini 'İçtüzük değişikliği niteliğinde Meclis kararı' olarak görmüş. Ama bu görüşe varmak için, önce 367'nin sadece karar yeter sayısı değil aynı zamanda toplantı yeter sayısı da olup olmadığını karara bağlaması gerekmiş. Biraz sonra ayrıntılarıyla tartışacağım, mahkeme bir kere 367'nin gerekliliğine karar verdikten sonra Arınç'ın oylamasını veya Cumhurbaşkanlığı seçimi oylamasını 'İçtüzük değişikliği' niteliğinde görecekti zaten. Yani burada bütün hatayı Arınç'ın yaptığını söylemek haksızlık olur. Arınç kendi tutumunu genel kurula oylatmasa bile mahkeme bu seçimi iptal edecekti, çünkü konunun özü başka yerde gizli.
Konunun özünde, mahkeme kararına göre, Anayasa'nın 96. maddesinin 'Başkaca hüküm yoksa...' diye başlaması yatıyor. 96. maddenin ilgili bölümünü hatırlatmama izin verin önce: "Anayasada, başkaca bir hüküm yoksa Türkiye Büyük Millet Meclisi üye tamsayısının en az üçte biri ile toplanır ve toplantıya katılanların salt çoğunluğu ile karar verir; ancak karar yetersayısı hiçbir şekilde üye tamsayısının dörtte birinin bir fazlasından az olamaz."
Mahkeme, 1961 Anayasası'nda Meclis toplantılarının nasıl yapılacağıyla ilgili düzenlemede, 'Her Meclis, üye tamsayısının salt çoğunluğuyla toplanır ve Anayasa'da başkaca hüküm yoksa toplantıya katılanların salt çoğunluğuyla karar verir' dendiğinden hareketle bir kıyaslama yapıyor ve 'Başkaca hüküm yoksa' kalıbının 96. maddenin tam başında yer alması sonucu bu istisnai durumların Anayasa koyucu tarafından 'önemsendiği' yorumunu yapıyor.
İşi bitiren yorum tam da bu. Yani mahkeme, tamamen semantik bir konuya girip, 1982 Anayasası'nı yazanların cümleleri neden öyle kurduklarını kendince yorumlamış. Oysa ben de Türkçe biliyorum ama 1961 Anayasası'nın cümlesi ile 1982 Anayasası'nın cümlesi arasında temelde bir fark göremiyorum.
Mahkeme bir kez bu bence zorlama yorumu yaptıktan sonra ikinci bir yorum çabasına giriyor ve Anayasa'nın Cumhurbaşkanı seçimini belirleyen 102. maddesinin 1. fıkrasındaki 'Cumhurbaşkanı, TBMM üye tamsayısının üçte iki çoğunluğu ile ve gizli oyla seçilir' cümlesinin 'başkaca hüküm' niteliğinde olup olmadığını tartışıyor. Sonucu biliyorsunuz!
* * *
Mahkemenin bu kararı çok tartışılıyor, daha da tartışılacak. Kimileri, salonda 367'nin bulunmamasını iptal sebebi sayma hükmünün başvurudan bile önce zaten verildiğini, yazılan ve benim aktardığım gerekçenin ise 'minareye kılıf uydurmak' olduğunu öne sürüyor. Açıkçası bu yorumlara katılmamak elde değil.
Mahkeme, kararını verirken semantiği, kelimelerin yerlerinin anlamı değiştirip değiştirmediğini vs. konuşuyor ama tartışma konusu olan Anayasa maddelerinin özünü, Anayasa koyucunun gerekçesinde de açıkladığı niyetini hiç ama hiç konuşmuyor.
Sadece bu da değil. Zaten gerçekleşmemiş bir seçim sonucunu, o sonucu değiştirmeyeceği çok belli şekli şartlara bağlıyor.
Yani mahkemeye göre, Gül yine 357 oy alıp seçilemese ama salonda 367 veya üzerinde milletvekili bulunsa 'uzlaşma' gerçekleşecekti!
Bir sonuç doğurmayan işlemler nasıl 'uzlaşma' olabilir? Anayasa, milletvekillerini Meclis Genel Kurulu'nda yapılan yoklamalarda bulunmaya zorlarken, Meclis'e gelmeyen milletvekillerine cezai yaptırım öngörürken, Anayasa Mahkemesi'nin genel kurula girmemeyi özendirmesi anlaşılır bir şey değil.