Bayrama şen girememek

'Soykırım' tasarısı, 301. madde ve sınır ötesi operasyon tartışmalarının biçimi iç karartıyor.

Bugün benim için 'Şeker Bayramı.' Bir süreden beri yaygınlaştırıldığı haliyle 'Ramazan Bayramı' değil yani. Zaten geçenlerde bir arkadaşımız söyledi (yani onun yalancısıyım) bayramın özgün Arapça adı 'Şükür Bayramı.'
Belki hemen ramazan gibi bir 'çile' ayının ertesine geldiği için, Allah'a verdiği nimetler için 'şükretmek' bu bayramı adlandırmak için daha iyi ve doğru isimdir, bilmiyorum.
İsmiyle ilgili tartışmalar bir yana, iki dini bayram, adı üstünde 'bayram' olduğu için sevinçle, coşkuyla karşılanmalı ama ne yalan söyleyeyim benim hiç sevinecek halim yok, umarım sizin vardır ve bu yazıyı okumayı burada kesersiniz, çünkü biraz içinizi karartabilirim.
Birkaç ayrı sebeple sevinecek halim yok. Bunlardan birincisi, Amerikan Kongresi'nde Dış İlişkiler Komisyonu tarafından önceki gün kabul edilen soykırım tasarısına verdiğimiz tepkiler.
Biz özetle diyoruz ki, eğer bu tasarıyı kabul ederseniz iki şey yaparız: 1. İlişkilerimizin dostaneliğini yeniden gözden geçiririz; 2. İncirlik'i Amerikan operasyonlarına kapatmak, Afganistan'da terörle mücadeleye desteği kesmek gibi önlemler alarak canınızı acıtırız.
Bunlar elbette devletlerin birbirlerine kızdıkları zaman yapabileceği türden şeyler. 'Sana eskisi kadar iyi davranmam' diyoruz, bir anlamda şantaj yapıyoruz.
İşte işin tam burası benim canımı sıkıyor. Biz kendimizi ahlaki bir zeminde savunmuyoruz, 'Hayır, yapılanlar soykırım değildir, ölenlerin sayısının 1.5 milyon olduğu ise yaygın bir yanlış bilgidir' demiyoruz, diyemiyoruz. Onun yerine, aslında ahlaki bir konu olan tartışmayı bir şantaj-ilişkileri bozma tehdidi haline getiriyoruz.
Başkan Bush çıkıyor basın toplantısı yapıyor ve 'soykırım' kelimesini kullanmadan, önce 1915'te 'Bugünkü Türkiye topraklarında' 1.5 milyon Ermeni'nin 'toplu katliamlara' kurban gittiğini söylüyor, sonra da Kongre'ye sesleniyor: Aman bu tasarıyı kabul etmeyin, önemli bir müttefikimizle ilişkilerimiz bozulur!
Bu mudur Türkiye'nin politikası. 'Katil' desinler ama 'Soykırımcı' demesinler. Öyle mi?
Canımı sıkan ikinci konu, dün İstanbul'da verilen bir mahkeme kararı.
Sokak ortasında katledilen Hrant Dink, biliyorsunuz meşhur 301. maddeden mahkûm olmuş, cezası kesinleşerek 'Türklüğe hakaret ettiği tescilli' ilk vatandaşımız olmuştu. Aynı Dink, öldürülmezden bir süre önce de bir yabancı haber ajansına 'Evet soykırım olmuştur' demiş, bu sözleri de hemen hemen her gazetede yer almış, o yüzden yeniden 301'den hakkında soruşturma açılmıştı.
Dink öldürülünce onunla ilgili soruşturma ister istemez sona erdi ama onun sözlerini yayımlayan gazetelerden sadece biri olan Agos'un yazıişleri müdürü Arat Dink (Hrant'ın oğlu) ve sahibi Sarkis Seropyan hakkında dava açıldı. Dün o dava mahkûmiyetle sonuçlandı.
Biliyorsunuz Amerikan Kongresi komisyonunda kabul edilen tasarının gerekçesi de tam bu: Türkiye'de 'Soykırım olmuştur' demenin yasaklanmış olması.
Tarihi biz rahat bırakmıyoruz ki başkalarına söyleyecek sözümüz olsun!
Ve üçüncü can sıkıcı konu, şu meşhur sınır ötesi operasyon meselesi. Önüne gelen gazetede, televizyonda atıp tutuyor. Ben memleketimizde bu kadar çok askeri stratejist ve terör uzmanı olduğunu bilmiyordum, bu vesileyle öğrendim.
Ülkenin en önemli güvenlik konusunun bir magazin malzemesine çevrilmiş ve çiğnene çiğnene tüketilmekte olması, herkesin bu operasyonun yapılmasından veya yapılmamasından siyaseten veya başka yollarla nasıl nemalanacağını şimdiden hesaplıyor olması sahiden çok canımı sıkıyor.
Ve bütün bu can sıkıntılarıyla bayrama başlıyoruz.
Şeker Bayramınız kutlu olsun, mübarek olsun. Umarım aileniz ve sevdiklerinizle güzel günler geçirirsiniz bayramda.