Beşiktaşlı olmak ve öyle kalmak

Tek maçlık kayıp dünyanın sonu değil ama bu yönetimin suçu hep yeldeğirmenlerine atma alışkanlığı bence Beşiktaşlılık değerlerine de ihanet.

Benim çocukluğum bugünkü gibi herkesin bir takımı tutmaya mecbur bırakıldığı bir dönemde geçmedi. Ama ben kendimi bildim bileli Beşiktaşlıyım. Beşiktaş taraftarlığı bana babamdan miras.
Beşiktaşlı olmanın ne demek olduğunu da babamdan öğrendim. Ağırbaşlılık, sportmenlik, rakibe saygı, sporun kendisine saygı... Benim için Beşiktaşlılık bir çeşit ahlaki değerler bütünü.
Yanlış anlamayın, başkaları o kadar da ahlaklı değildir, biz Beşiktaşlılar ahlaklıyız demek istemiyorum. Benim için Beşiktaşlı olmak demek, bazı değerlere sahip olmak ve onlara sahip çıkmak anlamına da geliyor, sadece bunu söylemek istiyorum. Yoksa kimsenin ahlakını veya hayat tarzını yargılamak benim yapacağım bir şey değil.
Epey bir süreden beri kulübün üyesiyim aynı zamanda. Ama cebimde gururla da taşısam üyelik kartım benim için bir çeşit 'Beşiktaşlılık ehliyeti' değil. Üye olmazdan çok önceden beri Beşiktaşlıyım, üyelik benim Beşiktaşlılık mensubiyetimin küçük bir parçası.
Küçük ama yine de belirleyici bir parçası. Çünkü bir kulübe, bir derneğe üye olduğunuzda, o kulübün en azından sizin değerlerinizi de temsil etmesini bekliyorsunuz, umuyorsunuz. Arada derin uçurumlar oluşursa, durup düşünüyorsunuz.
Beşiktaş'ın adı mafya babası Alaattin Çakıcı'nın yurtdışına kaçırılması işlerine karıştığında, durup düşünmem gerekti. Bazı arkadaşlarım, Beşiktaşlılıklarını o dönem kendi vicdanlarında askıya aldılar; ben almadım. 'Bir kişinin yaptığı kötü şeyler koca bir camiayı kara yapmaz' dedim arkadaşlarıma, 'Tam tersine bugün Beşiktaş'a sahip çıkmak, onun o kötü ellere geçmesini engellemek için daha fazla Beşiktaşlı olmak gerekir.'
Ama maalesef Beşiktaş kongresi öyle düşünmedi, 'temiz Beşiktaş ruhunu' temsil ettiğine inandığım ekip değil onların rakipleri kazandı.
Sonuçta Beşiktaş belki de Türkiye'nin en büyük sivil toplum örgütü. O kongrede 10 binden fazla üye oy kullandı, yanlış bilmiyorsam bugün oy hakkı olan üye sayısı 15 bine dayandı.
Yani, kongrenin sonuçlarına saygı göstermek, demokrasinin de gereği.
Kaldı ki, kongrede kazanan ekip de yabancı değil, onlar da en az benim kadar Beşiktaşlı.
O yüzden onlara Beşiktaş'ı iyi ve Beşiktaş'a yaraşır şekilde yöneteceklerini gösterme fırsatı verilmeliydi, bu da verildi.
Ne var ki aradan onca zaman ve bir kongre daha geçtikten sonra, Beşiktaş'ın eskiye göre daha iyi yönetilmediğini söylemek de bir Beşiktaşlı olarak benim Beşiktaş'a borcum.
Hayır, sadece 8-0'lık Liverpool hezimetinin etkisiyle bu yazıyı yazmıyorum. Hatta bu yazıyı yazma düşüncesine son Fenerbahçe maçının hemen ertesinde geldiğimi de söylemem gerek.
Evet bu yıl Beşiktaş hakem hatalarına tesadüf sınırlarını zorlayan derecede çok maruz kalıyor. Ama aynı maçları hepimiz izliyoruz, Beşiktaş'ın o hatalara rağmen kazanabileceğini, en azından kaybetmeyebileceğini görüyoruz.
Derneklerde görülmemiş geniş katılımlı bir demokratik kongre ile seçilen, yani varlığını demokrasiye borçlu olan bir Başkan, maç bittikten 15 dakika sonra kendi kendine karar verip takımın menajeri aracılığıyla kamuoyuna 'Beşiktaş'ın bundan böyle maçlara PAF takımıyla çıkacağını' ilan edebilir mi? Ortada bu aşırı eylemi destekleyen bir durum bile yokken, Başkan yönetim kuruluna danışmadan kendi başına böyle bir karar alıp bunu duyurabilir mi?
Nitekim Yıldırım Demirören'in bir heyecanla açıkladığı karar hâlâ resmileşmiş değil, kaldı ki son açıklamalara inanacak olursak zaten uygulanmayacak da; çünkü takım Sivas maçına A kadrosuyla çıkacak.
Beşiktaş başkanı, sadece kongre üyelerine karşı sorumlu değil, Beşiktaş A.Ş.'nin en büyük hissedarı olan kulüp nedeniyle, şirketin binlerce ortağına karşı da sorumlu. Şirketlerini iyi yönetemeyen, onları kâr ettiremeyen, zarara sokan yönetimlerin işine son verilir.
Ben iddia ediyorum, Liverpool hezimetinin arkasında, Fenerbahçe maçı sonrası takınılan tavır yatıyor. Eğer kulüp yönetimi, maçın hakem hatasından önce Beşiktaş futbol takımının hataları nedeniyle kaybedildiğini kabul etmiş olsaydı, belki sağlıklı bir özeleştiri süreci yaşanacak ve Liverpool maçına öyle çıkılmayacaktı.
Tek maçlık kayıp, sonuç utanç verici bir hezimet de olsa dünyanın sonu değil ama bu yönetimin kendi kusurlarını görmek yerine suçu hep yel değirmenlerine atmayı bir alışkanlık, neredeyse bir kültür haline getirmesi bence Beşiktaşlılık değerlerine de ihanet anlamına geliyor. Elbette Beşiktaş'ın hakları savunulmalıdır ama yönetimler özeleştiri yapmayı da bilmeli, esas yönetim kültürü bu olmalıdır.
Bugün, bütün Beşiktaşlıların daha fazla Beşiktaşlı olma, kulüplerine sahip çıkma ve kulüplerini düştüğü bu karanlık ve kötü gidişten kurtarmak için çare arama günüdür.
Yıldırım Demirören'in ilk yapması gereken, kulübü hemen olağanüstü kongreye götürmek ve en azından güven tazelemek olmalıdır.
Evet, Yıldırım Demirören o kongrede mutlaka aday olmalı ve yarışmalıdır!