Bilime ve bilgiye saygı ile hakaret

Seçim gecesi önüne gelen beni kutluyordu. 'Neden kutluyorsunuz?' diye sorduğum herkes, Radikal'in seçimin sonucunu seçimden dört gün önce vermiş olduğunu hatırlatıyordu bana. Birincisi bu tebrikleri hak etmiyorum, hak etmiyoruz.

Seçim gecesi önüne gelen beni kutluyordu. 'Neden kutluyorsunuz?' diye sorduğum herkes, Radikal'in seçimin sonucunu seçimden dört gün önce vermiş olduğunu hatırlatıyordu bana.
Birincisi bu tebrikleri hak etmiyorum, hak etmiyoruz. Seçim sonucunu önceden bilen Radikal değil, Tarhan Erdem ve onun Konda araştırma şirketiydi, biz sadece bu sonuçları yayımladık. Yayımladığımız günden beri de işitmediğimiz hakaret, işitmediğimiz küfür kalmadı. Kimsenin bizi perşembe veya cuma günü arayıp kutladığını da hatırlamıyorum. Daha çok, 'Tutturamazsanız yandınız' diyen alaycı gülümsemeler hatırlıyorum, sanki zar atmışız, sanki kumar oynamışız gibi.
* * *
Kantitatif (Niceliksel) Saha Araştırması, bir sosyal bilim kolu. Her bilim kolu gibi, yapılmasında bilimsel kıstaslar bulunan, bu kıstaslara sıkı sıkıya uyulduğunda da mutlaka bize gerçek durum hakkında fikir veren bir araştırma biçimi bu.
Türkiye'de bugün dahil herhangi bir günde, sokakta onlarca araştırma firması onlarca değişik konuda kantitatif araştırma yapıyor. Yani, sanıldığı gibi Türkiye bu konuda geri kalmış bir ülke değil, kantitatif yöntemlerin sıklıkla uygulandığı bir ülke.
Bu araştırmacılar şu an, Türk halkının prezervatif kullanma eğiliminden tıraş bıçağı değiştirme sıklığına, kredi kartı edinme yöntemlerinden kırmızı gömlek giymeye verdikleri tepkiye kadar pek çok değişik şeyi ölçmeye çalışıyor olabilirler.
Bu saydığım tüketim veya tüketici eğilimi araştırmalarıyla halkın o anki siyasal eğilimlerini ölçmeye çalışan araştırmalar arasında kategorik ve metodolojik anlamda hiçbir fark yok. Ama sonuçları itibarıyla derin bir fark var:
Diyelim Türk erkeklerinin diş fırçası satın alma sıklığını ölçmeye çalışan araştırmanın 'GERÇEK' ile test edilmesi ihtimali sıfırdır ama buna karşılık siyasal eğilimler araştırmaları sonunda mutlaka gerçekle sınanırlar, çünkü özünde bütün erişkin nüfusun katılıp eğilim belirttiği bir 'anket' olan seçimler yapılır ve oylar sayılır. Yani makas değer, saç öne düşer.
Siyasal eğilim araştırması yapanların işi diğer tür araştırma yapanlara göre çok daha zordur, çünkü onlara araştırmanın hata payı içinde kalan oransal sapmaların bile hesabı sorulur.
Eğer kantitatif araştırmayı yürüten araştırmacınız alanında yetkin bir isimse, eğer onun araştırmasını kimin finanse ettiğini biliyorsanız, eğer o araştırmacı geçmişte pek çok kez başarılı siyasal eğilim araştırmaları yaptıysa, eğer o araştırmacı başlı başına çok zor bir iş olan siyasal eğilim örneklemi hazırlamakta ustalığı kanıtlanmış bir isimse, eğer kendi kişisel eğilimi veya değerlendirmeleri ne olursa olsun gerçeği eğip bükmemek o araştırmacının karakter özelliklerinden biriyse, onun araştırmasına güvenirsiniz.
Tarhan Erdem böyle bir insan. Ben kendisini bunca zamandan beri tanıyorum, kendi düşünceleri veya temennileriyle olgular arasına onun kadar net çizgi çizen çok az insan biliyorum.
Geçen hafta başında Tarhan Erdem arayıp, perşembe günü köşesinde 22 Şubat'tan bu yana sürdürdüğü siyasal eğilim araştırmalarının sonucunu yazacağını söylediğinde bir an bile tereddüt etmedim. Çarşamba günü Tarhan bey yazısı ve grafikleriyle çıkageldiğinde, bizim yapmamız gereken tek şey yazının üzerine bir başlık koymaktı. 'AKP yüzde 48'e dayandı, CHP yüzde 20'nin altında' sözü bizim başlığımızdır.
(Tarhan beyin araştırması AKP'yi yüzde 44-48, CHP'yi ise 18-22 bandında gösteriyordu.)
Perşembe sabahı Radikal bu başlıkla çıktı. O andan itibaren işittiğimiz hakaretleri, yediğimiz küfürleri ben biliyorum. Makul şekilde yazan, küfür veya hakaret etmeyip sadece eleştiren onlarca okura aynı cevabı verdim: 'Araştırmanın sonucu bu ve biz buna güveniyoruz. Yarın seçim sonucu da böyle çıkarsa, sırf rahatsız edici diye yayımlamamalı mıyız?'
Esas üzücüsü kimi gazete köşelerinde veya haber satırlarında gizlenen hakaretlerdi. En ucuz yöntem, Tarhan Erdem'in bir dönem CHP Genel Sekreterliği yapmasından hareketle Deniz Baykal'dan nefret ettiğini, sırf bu nefreti nedeniyle anket sonuçlarını böyle çıkarttığı iddiasına sarılmaktı. Bunu yazanlar Tarhan beyle hayatlarında kaç kez yan yana gelmişler, kaç kez sohbet etmişler, uzaktan bakarak onun böyle aşağılık bir sahtekârlık yapabileceğine nasıl kanaat getirmişler acaba...
Birisini eleştirmenin de sınırı olmalı değil mi, ona yalancı veya hırsız demek bu kadar kolay olmamalı.
Bu eleştiri kılığına girmiş aşağılık hakaretleri yazanlar aslında gerçeklerle savaşıyorlardı. Aynı tipler bugün de oyların yüzde 47'ye yakınını AKP'ye veren seçmeni 'cahil', 'aptal' ve 'Bir paket bulgura satılanlar' olarak nitelemekten geri kalmıyorlar.
Kendi halkına ve okurlarına hakaret eden bu kadar çok köşe yazarının olduğu bir sektör nasıl yaşayabilir? Kendi temennilerini, gece gördükleri rüyayı, kendi mahallelerindeki 'gerçek'leri, karılarının kuaförde duyduklarını bütün Türkiye'nin gerçeği zannedenler gazeteci olabilir mi, onlardan 'gerçek'i duymayı bekleyebilir miyiz?
Şimdi göreceksiniz, bu kalemlerin seçimde başarısız olan CHP lideri Deniz Baykal'ı suçladıklarını ve onu istifaya davet ettiklerini okuyacağız bugünden tezi yok. Eğer halka küfür etmezlerse Baykal'ı istifaya çağıracaklar ama kendileri köşelerinde oturmaya devam edecekler.
Çok satan gazetelerindeki köşelerini aylarca aynı anda CHP ve MHP'nin propaganda köşesi gibi kullananlar hâlâ yazı yazmaya devam edecekler mi? 'Biz araştırdık, AKP'nin yüzde 40'ı geçmesi matematiksel olarak imkânsız' diye yazanlar köşelerini korumaya devam edecekler mi?