Bir başbakan 'Ya sev, ya terk et' der mi?

Kimse Hürriyet yazarı Bekir Coşkun'un yazılarını beğenmek zorunda değil. Onun köşesinde yer verdiği ithamlardan hoşlanmayabilir, hatta onun 'beynini bilmemnereye kiraya vermiş' yani...

Kimse Hürriyet yazarı Bekir Coşkun'un yazılarını beğenmek zorunda değil. Onun köşesinde yer verdiği ithamlardan hoşlanmayabilir, hatta onun 'beynini bilmemnereye kiraya vermiş' yani bir anlamda 'satılmış' diyerek hakaret ettiği kişilerden biri de olabilirsiniz.
Ama bu size Bekir Coşkun'a hakaret etme veya ona 'Sen Cumhurbaşkanını beğenmiyorsan bu ülkeden çek git' deme hakkını vermez.
'Ya sev ya terk et' sloganı, biliyorsunuz MHP'nin ve ona bağlı çalışan Ülkü Ocakları'nın sloganı.
Bu slogan, beş kelimeye sığdırılmış da olsa, faşizmin özünü oluşturur. Herkesin aynı düşünmesi, herkesin aynı şeyi sevmesi, sevmeyenlerin gitmesi veya gönderilmesi... Totalitarizm bu zaten.
Türkiye, bu slogana sığamayacak kadar demokratik olgunluğa sahip, çoksesliliği ve çoğulculuğu benimsemiş bir ülke.
Ama bakın bizim Başbakanımız kalkıyor, partisinin cumhurbaşkanı adayı için, 'Seçildiğinde o benim Cumhurbaşkanım olmayacak' diye yazan bir köşe yazarını totaliter bir düşünceyle milyonlar önünde eleştiriyor: 'Beğenmiyorsa bu ülke vatandaşlığından ayrılsın.'
Kimin vatanından kimi kovuyorsunuz?
Sizi beğenmeyenleri, eleştirenleri tek tek kovacaksanız, sizin bütün seçim dönemi boyunca eleştirdiklerinizden ne farkınız var? Bir totalitarizmin ilacı başka bir totalitarizm değildir ki, demokrasidir, çokseslilikten korkmamaktır. Çoğulculuğu bir hayat tarzı olarak benimsemektir.
Bu ülkede insanların elbette Cumhurbaşkanlarını, Başbakanları, bakanları, parti liderlerini beğenmeme hakları vardır.
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, bir nevi 'Ya sev, ya terk et' lafını ilk eden siyasetçimiz değil. Korkarım sonuncusu da olmayacak.
'Komünistler Moskova'ya'dan, 'Şeriatçılar İran'a'ya kadar pek çok laf edildi bu ülkede siyasetçiler tarafından. Şimdi de, 'Seçilecek Cumhurbaşkanını sevmeyenler başka ülkeye'ye geldik.
Dediğim gibi, Bekir Coşkun, benim fikirlerini benimsediğim bir yazar değil. Onun her fırsatta genellemelere başvurarak, ülkede biraz olsun demokrasi isteyen insanları 'satılmışlıkla' veya 'vatana ihanetle' suçlaması benim kabul edebileceğim bir şey değil.
Ama herhalde suimisal de misal olmaz.
Bir gazete yazarına, 'Sen bu ülkeyi terk et' demek, kimsenin işi de değildir, haddi de.
'O benim cumhurbaşkanım olmayacak' sözü ne kadar ağır bir ifade olursa olsun, bu cümleden 'Abdullah Gül seçildiğinde gayrimeşru olacak' anlamı çıkmaz; zaten bunu iddia eden de yok.
Siyasetten gelen cumhurbaşkanları doğal olarak eleştirilirler de. Siyasetçilerin sevenleri kadar sevmeyenleri de olur çünkü. Bir siyasetçi olarak Abdullah Gül Cumhurbaşkanlığına veya herhangi bir başka makama aday olduğunda bu basit gerçeği de biliyordu. (Özal'a, Demirel'e yöneltilen eleştirileri, yapılan hakaretleri hatırlayın, Kenan Evren'in nasıl alay konusu olduğunu hatırlayın.)
Zaten diyorum ya, herkesin herkesi sevmesi, benimsemesi de gerekmiyor. Ancak diktatörlükle yönetilen ülkelerde 'siyasetçi'ler yüzde 99 gibi oylarla seçilirler, Türkiye'ye herhalde böyle bir rejim önermiyoruz.
Siyasetçiyi sevmeyenler de, hakarete başvurmadıkları sürece, sevmediklerini söyleme özgürlüğüne de sahip olmalılar. Başbakan da bu özgürlüğe saygı göstermeli, çünkü bugünlerde kendisi de cumhurbaşkanını sevmediğini ifade etme özgürlüğünü kullanıyor. Anlaşılan önümüzdeki dönemde daha da kullanacak!