Bir hırsızlık öyküsü (3)

Bundan iki ay önce evimize giren hırsızlar benim ve eşimin otomobillerini çaldılar. Hırsızlığın üstünden üç hafta geçtikten sonra eşimin otomobili Gaziantep'te bulundu.

Bundan iki ay önce evimize giren hırsızlar benim ve eşimin otomobillerini çaldılar. Hırsızlığın üstünden üç hafta geçtikten sonra eşimin otomobili Gaziantep'te bulundu. Bu sayede sandım ki öteki araç da kolayca bulunur ama kazın ayağı öyle değildi, bu öyküyü anlatıyorum iki gündür, bugün bitirelim artık.
Daha önce de yazdım, Gaziantep polisinin şüphe çeken araçlar üzerinde yaptığı rutin ama tesadüfi bir araştırma sonucu araçlardan biri bulundu. Aracı kullanan kişi daha birkaç gün önce aracı internet üzerinden satın almıştı.
Satıcılar üzerinden hırsızlık şebekesinin yakalanması daha kolaylaşmış, öteki aracın bulunması ihtimali belirmişti.
Ama dün yazdım: Yeni yarattığımız bir bürokrasi sayesinde eskiden çok daha kolay olabilecek olan bu iş durduk yerde zorlaşmış, hatta kurduğumuz sistem artık suçluların lehine işler hale gelmişti.
Oysa, hırsızlık malı satan bir adam var ortada. Para ona havale edilmiş, alıcıyla o konuşmuş.
Bu işin içinde mutlaka bazı 'trafik muamelecisi' denen adamlar da var. Herhalde bu satıcı üstünden onlara ulaşmak da mümkün. Ve bir de hırsızlar var. Eldeki tek ipucu o adam.
Polis elinden geleni yapıyor ama unutmamak lazım devir değişti. İki bakımdan değişti. Birincisi, artık delilden suçluya gitmeniz gerek. Yani, polisin her yaptığını delillendirmesi ve suçluları bu anlamda kıskıvrak yakalaması gerekiyor. İkinci değişiklik ise daha temel bir değişiklik: Toplumla birlikte suç ve suçlu dünyası da değişti, eskiden belli başlı bazı isimlerin elinde olan 'suç tekeli' daha tabana yayıldı, yani suç yaygınlaştı.
Şimdi değişikliklerin birincisinde, yani bütün uygar ülkeler gibi bizim de delillerden suçluya gitmemizin esas kabul edilmesi uygulamasında ciddi aksamalar var.
Dün işin telefon dinleme ve izleme gibi teknik takiple ilgili bölümünü bir ölçüde yazdım. Burada kurulan yeni mekanizma işlemiyor. Oysa cep telefonu takibi, kredi kartı takibi, OGS gibi elektronik iz bırakan şeylerin takibi, suçluları yakalamak konusunda çok önemli.
Geçmişte polisin telefon dinlemesinden çok şikâyet etmiş biri olarak söylüyorum bunu: Telefon dinleme ve izleme konusunda getirilen yeni mekanizma çok sakıncalı ve çok yavaş. Bunun ortasının bulunması, işleyen bir mekanizmanın kurulması şart. Yoksa Türkiye suçlulara teslim olacak.
Sadece bu da değil. Bizim evde yapılan 'Suç mahalli incelemesi'nde sadece bir parmak izi bulundu. Bu parmak izinin girilip incelenebileceği bir 'bilgi bankası' ise yok maalesef. Biz gereksiz yere polisin elindeki parmak izi arşivini yok ettik.
Oysa o arşivi vakit geçirmeden elektronik ortama aktarmamız ve parmak izi taramasını elektronik ortamda yapmamız gerekirdi. Bunun için de yasa değişikliği gerekiyorsa o yapılmalı. (Aynı şey DNA bilgi bankası için de geçerli.)
Suçlu karakterinin değişmesi ise sosyolojik gelişmelerin bir sonucu. Köyden kente göç ve sosyal-kültürel-eğitimsel eşitsizliklerin derinleşmesi, daha önce olmayan türden suç örgütleri yarattı.
Örneğin tek bir kapkaçta görece 'küçük' bir suç işlenir. Bir çanta, bir cüzdan veya bir cep telefonu-MP3 çalar gibi aletler çalınır. Ama elinizde 50-100 kapkaççıdan oluşan bir şebeke olduğunu düşünün.
O zaman bir anda 50-100 tane cüzdandan, 50-100 tane çantadan söz etmeye başlarız. İşte İstanbul'da bu çeşit en azından 3 büyük suç örgütü olduğundan söz ediliyor. Bunların ciddi bir eleman gücü var.
Hırsızlıkta da durum aynı. Artık kasa açan, mücevher çalan Arsen Lupen vari 'sofistike' hırsızlarımızın sayısı çok azaldı. (Daha geçenlerde büyük bir kasa hırsızı şebekesi yakalandı, bir anda İstanbul'da kasa hırsızlıklarında dramatik düşme oldu.)
Eskiden hırsızlar İstanbul'un belli mahallelerinden çıkardı. O mahallelerde yapılan bir sorgulama veya bir muhbir pek çok şeyi ortaya çıkarırdı.
Şimdi ise Bebek'te, Etiler'de, Sultançiftliği'nde, Gaziosmanpaşa'da, Esenler'de, Bakırköy'de, Göztepe'de, Seyrantepe'de, yani akla gelebilecek her yerde oturabiliyor hırsızlar.
Hande Ataizi'nin Ortaköy'de çantasını çalan hırsızın güvenlik kamerası görüntüsünü hatırlayın.
O mekânda hiç de yadırganmayacak kılık ve görünümde birisiydi o hırsız.
Yani polisin işi geçmişe göre çok daha zor. Kapkaç veya hırsızlık meselesi de öyle 15 günde çözülemeyecek kadar karmaşık bir konu. Zaten çözmek sadece polisin elinde de değil.
Bizim evimize hırsız girdi. Ben polisin canla başla çalıştığına, bu vakayı çözmek ve çalınan araçlarımızı bulmak için insanüstü gayret sarfettiğine tanık oldum. Ama bu gayretlerin bir yerde de yarım kaldığını, özellikle delilden suçluya giderken suçu delillendirme ve sonra da eldeki delilleri değerlendirme konusunda polisin zorlandığını gördüm.
Yasalarımızdan, eğitim düzenimizden ve başka yan faktörlerden doğan onlarca sorun var suçluyu yakalamaya engel. Onlara da girsem bu yazıları daha günlerce uzatmam gerekir.