Biz niye fal bakıyoruz?

ABD'de, bırakın başkanı, yargıçlar bile tartışmayla atanır. Fransa'da aylardır cumhurbaşkanı adayları kampanyada. Bizse bir isim bile bilmiyoruz.

Çoğu insan hatırlamaz, eskiden Batı basınında ve Batılı istihbarat servislerinde 'Kremlinolog' diye adlandırılan insanlar çalışırdı. Sanıyorum şu an ki Amerikan Dışişleri Bakanı Condoleezza Rice da, kariyerine 'Sovyet uzmanı' olarak başladığı için bir dönem bizzat 'Kremlinolog'luk yapmıştı.
Peki ne demekti Kremlinolog? Sovyetler Birliği kapalı bir ülke ve kapalı bir sistem olduğu için, bugün için haber değeri bile taşımayan konular, özellikle de Sovyet liderliğiyle ilgili bilgi kırıntıları büyük 'istihbari değer' taşıyordu. Aynı şekilde, diyelim 1 Mayıs töreninde, diyelim Ekim Devrimi'nin yıldönümü töreninde, diyelim herhangi bir cenaze veya başka bir törende, lider kadrosunun fotoğraflarına bakılarak ciddi ciddi 'analiz'ler yapılırdı. İşte, Çernenko'nun Brejnev'in hemen sağında gözükmesi onun geleceğin lideri olduğuna, Andropov'un elini az kaldırmış olması onun hastalığının ilerlemişliğine vs. bağlanırdı. Yani, aslında hiçbir bilgiye dayanmayan, sadece fotoğraflara bakılarak yapılan
analizlerdi Kremlinologların yaptığı.
Şimdi biz de aynı şeyi yapıyoruz.
Geçenlerde Sabah gazetesi Başbakan'ın Ulusal Sesleniş konuşmasındaki üslubundan onun cumhurbaşkanlığına karar verdiği sonucunu çıkardı. Dün öğlen toplantısında biz aynı Başbakan'ın önceki akşam Eskişehir'de yaptığı konuşmadan cumhurbaşkanı olmayacağı sonucunu çıkardık.
Bunların hiçbiri bilgiye dayanan şeyler değil, tahminler. Eğer Erdoğan, 'Seçimi kazanacağız' derse bu onun cumhurbaşkanı olmayacağı, seçimde partisinin başında olacağı şeklinde yorumlanıyor. Ama diyorum ya bu bir yorum. Başbakan, 16 Mayıs'ta Çankaya Köşkü'ne çıkacak olsa bile bugün hâlâ partisinin başkanı ve dolayısıyla kendi partisini övmesinden daha doğal bir şey olamaz.
Daha önce defalarca yazdım, gerekirse onlarca kez daha yazarım: Bu yaşadığımız Türk demokrasisinin ayıbı. Ve elbette bugün o demokrasinin baş uygulayıcısı olarak Başbakan'ın ve partisinin ayıbı.
Eğer Cumhurbaşkanlığı makamı önemli bir makamsa, buraya seçilmesi düşünülen adayın veya adayların gelmişini geçmişini öğrenmek, onların fikir ve görüşleri hakkında bilgi sahibi olmak ve elbette gerekiyorsa onları eleştirmek bizim hakkımız. Kimse, 'Zamanı gelince açıklanacak, şimdi isim açıklarsak yıpranır' diyerek bu hakkımızı elimizden alamaz.
Demokrasilerde halk adına karar veren makamlara yapılacak seçimler demokratik denetime de açık olmalıdır.
Bakın Amerika'ya. Basit bir federal yargıç veya savcı ataması dahi yönetimin tek taraflı kararıyla değil, oraya atanacak adayın etraflıca tartışılıp sorgulanmasıyla gerçekleşiyor.
Oysa biz Cumhurbaşkanlığı makamına sürpriz bir ismi kimseye sormadan
atamaya da değil seçmeye çalışıyoruz.
Bakın Fransa'ya, olası cumhurbaşkanları aylardır kampanya yürütüyor, haklarında kitapçı vitrinlerini süsleyen kitapların sayısı 50'yi buldu şimdiden.
Bakın Amerika'ya, gelecek yılın, evet evet 2008'in sonunda yapılacak seçim için şimdiden ortada 6'dan fazla 'ciddi aday' var. Burada, Türkiye'de oturduğumuz yerden o adayların her birinin bütün temel konulardaki görüşlerini biliyoruz, merak edenlerimiz onların hayat hikâyelerini de öğrendi, hatta malvarlıklarının dökümünü bile istersek internetten pıt diye öğrenebiliriz.
Bir de Türkiye'ye bakın... Bırakın malvarlığını, hayat hikâyesini, siyasi görüşlerini, daha Allah için bir tane isim bile bilmiyoruz.
Ve biz cumhurbaşkanımızı mayıs ayı başında seçmiş olacağız.
Vakit geç olmadan bu demokrasi ayıbından kurtulmalıyız.