Boş lafla dünya kantarına çıkmak

Türkiye'nin güncel veya ebedi konularını tartışanlar ikiye ayrılır: İşin nasıl daha iyi olabileceğini söyleyenlerle, "Bir şey yapmamak en iyisi" diyenler...

Dikkat edin, Türkiye'nin bütün güncel veya ebedi tartışma konularında, tartışmaya katılanları kabaca ikiye ayırmak mümkün:
O işin veya konunun nasıl daha iyi yapılabileceğini söyleyenlerle aslında hiçbir şey yapmamanın daha iyi olduğunu veya bir şey yapmaya kalkışmanın vatana ihanetle eşdeğer olduğunu söyleyenler.
Hayatın her alanında bu belki böyledir ama konu ülke sorunları veya ülkede hayatın nasıl daha iyiye götürüleceği olunca iş değişiyor, ayrı bir önem kazanıyor kuşkusuz.
Yine dikkat edin, bir konuda hiçbir şey yapmamanın daha iyi olduğunu veya herhangi bir şey yapmaya kalkışmanın vatana ihanetle eşdeğer olduğunu söyleyen ikinci gruptakilerin görüşleri çoğu zaman 'negatif milliyetçilik'i savunanların görüşleriyle örtüşür, çünkü çoğu zaman onlar zaten aynı kişilerdir.
Kendileri kabul etmez ama aslında negatif milliyetçiliğin cümlesi 'Bizden adam olmaz' lafıdır esasen. Çünkü negatif milliyetçiliğin özü kendine ve sonra da dünyanın geri kalanına karşı duyulan derin güvensizlikte gizlidir. Biz hiçbir işi kendi başımıza beceremeyiz, o yüzden de yabancılar gelir ülkemize el koyarlar.
Oysa pozitif milliyetçilik bunun tam tersini söyler: Biz başarabiliriz, bizim o 'muasır medeniyet'lerden bir eksiğimiz yok, varsa da tamamlar onları geçeriz.
Bakın Türkiye aslında hiç konuşmaması gereken bir sürü konuyu konuşarak enerjisini boş işlere harcamaya devam ededursun, ortada çok gerçek, çok sahici bazı meseleler var ve bunlar maalesef medyada kendine yeterince yer bulamıyor.
Önümde bir dizi grafik var. Bunlardan birincisinde, 1968'den günümüze Türk vatandaşlarının milli gelirden aldıkları pay, yani kişi başına gelirle Avrupa Birliği ve Amerika Birleşik Devletleri karşılaştırılıyor.
1968 yılında bir Türk vatandaşının kişi başına GSMH'den aldığı pay, AB ülkesi vatandaşları ortalamasının yüzde 16'sına yakınmış. Bugün, AB fakir ülkelerle neredeyse iki kata varan bir genişleme yaşadığı halde bir Türk vatandaşının ulusal ekonomiden aldığı pay, AB vatandaşının yüzde 14'üne düşmüş durumda. Yani, aradan geçen 40 yıla yakın sürede Türkiye, Avrupa'ya göre ilerlememiş, gerilemiş.
İkinci grafiğin başlığı 'Kaybetmek kader değil.' Burada İrlanda, Kore, Türkiye ve Çin'in uzun dönemli ekonomik performansları karşılaştırılıyor. Türkiye yerinde sayarken Kore ve İrlanda'nın uçtuğunu ve Türkiye'yi üçe, beşe katladığını görüyoruz. Çin'in istikrarlı büyüme eğrisi, yakında Türkiye vatandaşlarının Çinlilerin gerisinde kalabileceğini gösteriyor. Unutmayın, Çin deyince milyarlarca insandan söz ediyoruz!
Üçüncü grafik, kişi başına gelirde AB'yi ne zaman yakalayabileceğimize dair bir varsayımı içeriyor. Eğer Türkiye son dört yılda yakaladığı yüzde 7.5'lik büyümeyi uzun dönem sürdürebilirse 2019 yılında AB'nin yarısı kadar oluyoruz, 2033'te ise AB'yi yakalıyoruz. (Unutmayın, o zaman bile AB ortalamasını yalakamış olacağız, diyelim İngiltere veya Almanya veya Danimarka'yı değil!)
Yok Türkiye Cumhuriyet döneminin uzun süreli büyüme orlaması olan yüzde 4-4.5 aralığında bir büyümeye devam edecekse ancak 2050 yılında AB ortalamasının yarısına ulaşabiliyoruz.
Eğer Türkiye bir konuda yarışacaksa, bundan daha temel, daha merkezi önemde bir başka yarışma konusu yok Türkiye'nin.
Peki yüzde 7.5'lik büyümeyi uzun dönemde nasıl sürdüreceğiz? İyi yönetimle, doğru yönetimle. Demokrasinin aynı zamanda istikrarı ve iyi yönetimi getirmesini sağlayarak.
Dün sabah Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği Başkanı Rifat Hisarcıklıoğlu ile konuşuyorduk, "1990'da 1 trilyon dolar olan dünya ticaret hacmi bugün 15 trilyon doları buldu" dedi. Eğer Türkiye 1990'dan bugüne kendi ticaret hacmini 15 kat, yani en azından dünya ticaretindeki büyüme kadar arttıramadıysa Türkiye küresel rekabette küçülmüş demektir. Türkiye'nin küresel rekabette büyümüş olması için bu dönemde kendi ticaret hacmini 15 kattan fazla arttırmış olması gerekiyor.
Türk'ün Türk'e propagandası kolay, 'Ya sev ya terk et' diyerek kendi içimizde vatan haini avı başlatmak kolay, en yüksek direklere en büyük bayrakları asmak kolay.
Zor olanı, o bayrağı ticaretinle, itibarınla, kültürünle, insanına olan saygınla, düzgün ahlakınla, sporunla dünyanın her yerinde dalgalandırmak, bütün vatandaşlarınla 'kıvançta ve tasada bir' olmayı başarmak.