Bu fırsat kaçmasın

Ermeni sorununda Sarafyan'ın teklifi, 'dilekçede pul yok' gibi gerekçelerle reddedilmemeli. Konu, ülkenin inandırıcılığı...

Geçen yılın mart ayında İstanbul Üniversitesi'nde düzenlenen ve Ermeni sorununu ele alan bir toplantının sıradışı bir konuğu vardı. Londra'daki Gomidas Enstitüsü'nden araştırmacı Ara Sarafyan bu toplantıya katılmıştı.
Sarafyan, 1. Dünya Savaşı sırasında İngiliz Savaş Bakanlığı'nın propaganda bürosu tarafından hazılatılan meşhur Mavi Kitap'ı gözden geçirerek yeniden yayımlayan kişi.
Toplantıda Sarafyan, Harput civarında yaşayan Ermenilerden 12 bininin Hazar Gölü yakınlarında bir toplu mezara gömüldükleri iddiasını dile getirdi, "Ama" dedi, "Ben orada inceleme yaptım ve bunu bulamadım."
Tabii bu iddia tartışmalara neden oldu. İstanbul Üniversitesi'ndeki toplantıda Türk Tarih Kurumu Başkanı Prof. Dr. Yusuf Halaçoğlu da vardı ve Halaçoğlu ile Sarafyan Ermeni sorununu birlikte araştırmak üzerine konuştular.
Sonra uzun süre Sarafyan'dan ses çıkmadı. Taa ki bu hafta benim gibi pek çok kişinin elektronik posta kutusuna düşen bir mektuba kadar. Mektup Gomidas Enstitüsü'nden geliyordu ve Sarafyan'ın bir önerisini içeriyordu.
Öneriyi Sarafyan'ın kaleminden aynen aktarıyorum:
"Bir vaka çalışması yapalım. Resmi Türk tezine göre 1915'teki tehcir düzen çerçevesinde gerçekleştirilmiştir ve tehcire ilişkin bütün kayıtlar Türkiye'deki Osmanlı Arşivi'nde bulunmaktadır. Bu durumda köy-köy, kişi-kişi tehcir edilenlerin listelerinin bulunması, bu listelerde bu insanların ne zaman tehcir edildiği, nereye gönderildiği ve nerelerde yerleştirildiklerinin de belirtilmiş olması gerekiyor. Sahip oldukları mal varlıklarının kayıtlarının ve bunların sürgüne gönderildikleri yerde kendilerine ne şekilde tazmin edildiğine ilişkin kayıtların da bulunması gerekiyor. Benim önerim, bir vaka çalışması olarak Harput ovasını ele alalım. Türkiye'deki tarihçiler Harput'tan tehcir edilen ve başka yerlere yerleştirilen Ermenilerle ilgili ellerinde bulunan Osmanlı kayıtlarını ortaya koysunlar. Bu kayıtların bu bölge Ermenilerinin gerçek akıbetlerini açıklayıp açıklamadığına bakalım. Kaç Ermeni tehcir edilmiş? Kaç kişinin kalmasına izin verilmiş? Bunlara ne olmuş? Elde bulunan Osmanlı kayıtlarının bilgi vermek açısından güçlü ve zayıf yönleri nelerdir?
Ben kendi adıma daha farklı kayıtları ortaya koyacağım. Kanımca bu belgeler, benim neden bu bölgedeki Ermenilerin sadece tehcir edilmediğine, bir kötü muamele ve katliam politikasına tabi tutulduklarına inandığımı ortaya koymaktadır. Aynı şekilde bu malzemenin bilgi vermek açısından güçlü ve zayıf yönleri nelerdir, birbirlerini ne ölçüde doğrulumakta ya da doğrulamamaktadır, bunları tartışalım.
Harput'u bir vaka çalışması olarak önermemin nedeni bu bölgeye ilişkin olarak Türkiye dışında çok bilgi bulunması ve bu bölgenin yerel tarihinin, Erzurum ve Van'dan farklı olarak savaş zamanı karışıklıkları ya da Rus işgali sonucunda karmaşık bir hale gelmemiş olmasıdır. Bir 'Harput vaka çalışması', açık ve bilimsel bir yaklaşımla yürütülecek daha düz, doğrudan bir çalışma olacaktır. Eğer böyle bir projeye başlayabilirsek diğer tarihçileri de davet edebilir ve diğer bölgelerde de bu türden vaka çalışmaları yapabiliriz."
Evet, Sarafyan'ın sözleri böyle. Bu mektubun gelmesinden bir gün sonra Sabah gazetesinde Türk Tarih Kurumu Başkanı olarak Yusuf Halaçoğlu'nun bu öneriyi kabul ettiğine dair bir haber yayımlandı. Aynı Halaçoğlu dün, öneriyi henüz kabul etmediğini, çünkü eline resmi bir öneri geçmediğini söyledi ama resmi öneri gelince kabul etmeyeceğini söylemedi.
Bilmiyorum Prof. Halaçoğlu, Ara Sarafyan'ın kendilerine dilekçeyle mi başvurmasını bekliyor ama benim görebildiğim kadarıyla Türkiye'nin 'Tarihi tarihçilere bırakmak' ve 'Tarihçilerden bir komisyon oluşturup onların konuyu incelemesini sağlamak' şeklinde özetlenebilecek son dönem resmi politikaları açısından Ara Sarafyan'ın attığı adımın geri çevrilemeyecek önemde bir adım olduğunu düşünüyorum.
Biliyorsunuz, Türkiye'nin tarihçi komisyonu kurulması önerisi, Ermenistan ve Ermeni diyasporası tarafından sürekli 'Tarihçilerin araştıracağı bir şey yok, her şey araştırıldı ve kanıtlandı' denilerek geri çeviriliyordu. Ama ilk kez önde gelen bir Ermeni diyasporası araştırma kuruluşu ve onun önde gelen bir tarih araştırmacısı 'Birlikte araştıralım' teklifi getiriyor.
Bu teklif, 'Yok bize resmen başvurmadı', 'Yok dilekçesinin pulu eksikti' 'Yok ben o mektubu almadım' gibi sudan gerekçelerle reddedilmemeli.
Burada Türkiye'nin inandırıcılığı söz konusu.