Bu nasıl demokrasi?

Amerika'da Başkanlık seçimi Kasım 2008'de yapılacak, yeni başkan görevi 25 Ocak 2009'da devralacak. Bugünden baktığımızda yeni Başkanın göreve başlamasına hemen hemen 20 ay var.

Amerika'da Başkanlık seçimi Kasım 2008'de yapılacak, yeni başkan görevi 25 Ocak 2009'da devralacak. Bugünden baktığımızda yeni Başkanın göreve başlamasına hemen hemen 20 ay var. Biz Amerikalı değiliz, Türküz ama biz bile muhtemel Amerikan başkanlarını tanıyoruz. Hem de ne tanımak, temel konulardaki fikirlerini biliyoruz, geçmişlerini biliyoruz, göreve gelecek olurlarsa nasıl bir ekiple çalışacaklarını biliyoruz ve hatta mal varlıklarını biliyoruz.
Türkiye'nin 11. Cumhurbaşkanı 16 Mayıs akşam saatlerinde göreve başlayacak. Yani 22 gün sonra yeni Cumhurbaşkanı görevde olacak. Peki ne biliyoruz yeni Cumhurbaşkanımız hakkında? Mal varlığını biliyor muyuz mesela, temel konulardaki fikirlerini, mesela Avrupa Birliği'ne bakışını, mesela Irak konusundaki düşüncelerini, mesela sosyal devlet ilkesini önemseyip önemsemediğini, mesela lise yıllarında kopya çekip çekmediğini, mesela otomobil kullanıp kullanmadığını, mesela internet sitesi olup olmadığını? Ama durun bir dakika, daha adını bilmiyoruz ki seçilecek Cumhurbaşkanımızın. Daha ortada Ersönmez Yarbay isimli bireysel çıkış yapan bir milletvekili dışında aday yok ki...
Bu köşede defalarca aynı soruyu sordum: Cumhurbaşkanlığı önemli bir
makam mıdır, değil midir?
Eğer önemli bir makamsa, ki öyle, o zaman 'demokratik' olduğunu iddia eden bir ülkenin Cumhurbaşkanı belirleme yöntemi bu olamaz.
Gerçekte bir yılı aşkın süreden beri Türkiye Cumhurbaşkanlığı meselesini tartışıyor. Bu tartışmayı kimin ne amaçla yaptığının bir önemi yok, önemli olan konunun tartışılıyor olması.
Ve bu uzun tartışma dönemine rağmen hâlâ daha aday isimlerini bilmiyoruz, bu makam için kimlerin yarışacağını bilmiyoruz.
İktidar partisi, 'Cumhurbaşkanı seçim sürecini iyi yönettiğini' iddia ediyor. İyi yönetmek buysa kötü yönetimi hayal dahi etmek istemiyorum.
Eğer borsada parası olan biriyseniz, Cumhurbaşkanlığı seçimi sizin için bir kumar, bir spekülasyon konusu olabilir ve neyin üzerine paranızı yatırdığınıza bakarak iyi para kazandığınızı veya pek kaybetmediğinizi hesaplayabilirsiniz.
Ama borsada parası olanlar bu milletin içinde minikten de öte bir azınlık. Milletin ezici çoğunluğu, önümüzdeki yedi yıl boyunca 'devletin başı' sıfatını kimin taşıyacağını merak ediyor sadece.
Bizim Anayasamıza göre Cumhurbaşkanını Meclis seçiyor. Ama Meclis'in 'Cumhurbaşkanı seçmek benim yetkimdedir, başka kimse karışamaz' demesi söz konusu olamaz. Çünkü sonuçta RTÜK'e üye veya Sayıştay'a üye seçmiyor, Cumhurbaşkanı seçiyor Meclis. Kaldı ki RTÜK veya Sayıştay'da da demokratik denetim gereklidir, Cumhurbaşkanı seçiminde demokratik denetim ve hesap verebilirlik haydi haydi gereklidir.
Diyebilirsiniz ki geçmiş Cumhurbaşkanı seçimleri ne kadar demokratik denetime açık oldu ki bu seferki açık olsun? Doğru. Bu makama yapılacak seçim hiçbir zaman demokratik denetime açık olmadı, Meclis her seferinde kendi doğru bildiğini yaptı.
Ama sanıyorum bundan önceki hiçbir seçimde halk, son iki seçimde olduğu kadar karanlıkta bırakılmadı.
Bundan yedi yıl önce, üçlü koalisyonun liderleri toplantı üstüne toplantı yapıyordu. Aslında amaç belliydi: İçlerindeki liderlerden birinin (Mesut Yılmaz) Cumhurbaşkanı olmasını engellemek ve bunu yaparken de koalisyonun yıkılmamasını sağlamak.
Son dakikada 'ehvenişer'de, dönemin Anayasa Mahkemesi Başkanı'nın adının üzerinde zoraki bir uzlaşma doğdu. Bu uzlaşma olmasa, Meclis'in Cumhurbaşkanı seçememesi ve fesholup yeniden seçime gidilmesi tehlikesi vardı. O seçim iktidarın iktidarsızlığının kanıtıydı aslında.
Ama bugün durum bu değil. Ya da olmamalı. Bugün aday açıklama işinin son dakikaya bırakılması anlaşılır gibi değil.
Bu sefer de iki hesap var: İktidar partisinin liderinin Cumhurbaşkanı olup olmaması, eğer o olmayacaksa Meclis Başkanı'nın da Cumhurbaşkanı olmaması.
Şimdi, Erdoğan'ın Cumhurbaşkanı adayı olmayacağı hemen hemen belli olmuş durumda ama Meclis Başkanı'nın aday olup olmayacağı dün bu yazı yazılırken henüz kesinlik kazanmamıştı.
Nasıl yedi yıl öncki kararsızlık iktidarsızlığın kanıtıydıysa bugünkü kararsızlık da aslında iktidarsızlığın kanıtı. Partisi tarafından adayı belirlemede tek yetkili kılınan Başbakan Erdoğan, gerçekte yapmak istediğiyle yapılmasının doğru olacağına inandığı şey arasında bir seçime zorlanıyor.
Onun seçim yapmasını beklerken olan bu ülkeyi demokrasiyle yönetilen bir ülke sanan biz vatandaşlara oluyor!
Yoksa, biz yanlış biliyoruz da Cumhurbaşkanlığı önemsiz bir makam mı?