Büyük Zafer'i anlamak

Bundan 85 yıl önce Mustafa Kemal Atatürk'ün sevk ve idaresinde ordumuz, Anadolu'daki Yunan işgalini sona erdirmek üzere Büyük Taarruzu başlattığında, Türkiye'nin durumunu iyi anlamak...

Bundan 85 yıl önce Mustafa Kemal Atatürk'ün sevk ve idaresinde ordumuz, Anadolu'daki Yunan işgalini sona erdirmek üzere Büyük Taarruzu başlattığında, Türkiye'nin durumunu iyi anlamak, bugünkü nasıl bir mucizeyi yaşadığımızı kavramamıza yardımcı olacaktır.
85 yıl önce bugün sadece İzmir ve havalisi değil İstanbul da işgal altındaydı. Ülkede bir ekonomiden ve spekülatif faaliyetler dışında bir ekonomik faaliyetten söz etmeye imkân yoktu. Eğer üniversiteden kabul ederseniz, tek üniversite İstanbul'daydı. Yetişmiş insan gücü yok denecek seviyedeydi, ülkenin sanayisi basit bazı çırçır fabrikalarından ve ilkel dokuma tezgâhlarından ibaretti.
Yunan ordularının 30 Ağustos'ta bozguna uğradığını, sayıca ve silahça çok zayıf olan Türk ordusunun o günün şartlarında olağanüstü bir hızla İzmir'e kadar indiğini, Yunan ordusunun kelimenin sözlük anlamıyla 'denize döküldüğünü' hepimiz biliyoruz.
Ama 30 Ağustos'u herhangi bir askeri zafermiş gibi düşünmemeliyiz. 30 Ağustos, gerçekte modern Türkiye Cumhuriyeti'ni kurmayı mümkün kılan bir zaferdir. Pek az ulusun kaderi bir savaşın sonucuyla olumlu anlamda bu kadar kesin ve radikal biçimde değişmiştir.
Büyük Zafer'in ardından, ülkenin işgal altındaki diğer bölümlerinin tek bir kurşun bile sıkılmadan kurtarılmış olması, Atatürk'ün ne kadar başarılı bir devlet adamı olduğunun açık kanıtı kabul edilmeli.
Şunu kabul etmeliyiz: Büyük Zafer bir son değil bir başlangıçtır esas olarak. Modern, müreffeh ve 'muasır medeniyetler seviyesi'ne ulaşmış bir Türkiye sevdasının başlangıcı.
O bakımdan, Atatürk ünlü Nutuk'una 19 Mayıs 1919 tarihiyle, yani bir anlamda modern Türkiye'nin doğum sancılarının başlangıç tarihiyle, başlaması anlamsız değildir. Elbette Osmanlı geçmişimiz var ama modern Türkiye'nin tarihini 19 Mayıs 1919'dan bugüne kadar geçen süre diye tanımlamak yanlış olmaz.
Evet 29 Ekim 1923'te, artık Büyük Zafer kazanılmış, Mısakı Milli ile vaat edilen ülke iki küçük parçası dışında kurtarılmış ve Cumhuriyet de ilan edilmiştir ama gerçek 'zafer' henüz kazanılmamıştır.
Gerçek zafer, Atatürk'ün koyduğu hedeftedir: Çağdaş uygarlık düzeyini yakalamak, hatta geçmek.
'Büyük Zafer'den 85 yıl sonra modern Türkiye'nin ciddi kazanımlarını, ciddi başarılarını görmezden gelmeye imkân yok. Bunları yetersiz bulanlar, daha iyi performans gösterilebileceğini söyleyenler olacaktır, onların olması bile Atatürk'ün gösterdiği hedefin doğruluğunu gösterir bence.
Bugün geldiğimiz nokta itibarıyla hedefimize bir bakımdan çok yakınız bir bakıma da hâlâ uzağız. Tam bardağın yarısı dolu-yarısı boş tartışması gibi.
Bir toplumun her bireyinin ve olası her konunun eşit hızda ilerlemesi ve hedefe eşit hızda yaklaşması belki beklenemez ama şunu diyebiliriz: Toplumumuz, içtenlikle benimsediğine kuşku duyulmayan ortak hedefe ulaşma konusunda çok hevesli.
Bu hevesi hayatın her alanında görmemeye, bu istekliliği Türkiye'nin her köşesinde hissetmemeye imkân yok. Toplum, daha fazla refah, daha güçlü bir ülke istiyor, bunun için de uğraşıyor.
85 yıl aslında bir toplumun ömründe çok da uzun bir süre değil. Ama bu kısa tarihe baktığımızda bile, ortak hedefimize ulaşma çabalarımızda bizi yavaşlatan tek şeyin enerjimizi boş kavgalara, tartışmalara ayırmamız olduğunu görüyoruz.
Türkiye daha yeni bir genel seçimden çıktı, daha iki gün önce de yeni bir Cumhurbaşkanı seçti. Bundan sonra seçim bizim: Boş kavgalara devam mı edeceğiz yoksa çok çalışıp ortak hedefimize koşmaya devam mı edeceğiz?