Can sıkan iki madde

<b>Müzakere</b> için tarih verildi ama gerek 'sürecin açık uçlu' olması ve gerekse 'tam üyelik dışı çözümler' olabileceği metne girdi. Yani 'kırmızı çizgiler'imiz aşıldı.</br><b>Kıbrıs</b> paragrafı bugüne kaldı. Brüksel'de uzun bir gece yaşandı, bugün uzun bir gün olacak.

İki gündür, Türkiye açısından tarihi önem taşıyan Avrupa Birliği zirvesi için Brüksel'deyim. Türk heyeti, şehrin en iyi otellerinden Conrad'da kalıyor. Conrad'ın lobisi de Türk işgali altında.
Kimler yok ki lobide? Bir kere Türk basınının neredeyse tamamı, emektar muhabirlerden köşe yazarlarına kadar AB ile ilgili ilgisiz herkes. Dün sabah itibarıyla gazetelerin ekonomi servisi yöneticileri de bu kalabalığa eklendi mesela.
Sonra lobide mesela Türkiye'nin Madrid Büyükelçisi Volkan Vural'la ya da Roma Büyükelçisi Uğur Ziyal'le de karşılaşıyorsunuz. Onların ne ilgisi var demeyin, özellikle bu ikili son üç yılda AB için en kritik görevleri yapan, en önemli diplomatlarımız. Tabii onların yanı sıra Dışişleri Bakanı Gül ve Başbakan Erdoğan'la birlikte gelen diplomatlarımız da burada.
Başka kimler var? CHP'li ve DYP'li parlamenterler burada. Başbakan'ın uçağıyla geldiler. Ve elbette AKP'li parlamenterlerle Maliye Bakanı Kemal Unakıtan ve Devlet Bakanı Beşir Atalay da burada. Başbakan'ın yakın çevresini saymıyorum bile.
Kısacası Conrad'ın lobisi gerçek bir Türk işgali altında. Her masada selam verecek, sohbet edecek birileri. Yoğun sigara dumanı.
Dün sabah gün, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın köşe yazarlarıyla sohbetiyle başladı. Erdoğan ve beraberindekiler salona girdiğinde yüzler gülüyordu. Hemen Başbakan'a iki yıl önce Kopenhag'da biz gazetecilerle yaptığı zirve sonrası sohbeti hatırlattım, "O zamanki yüzlerle bugünkü yüzler arasındaki fark çok şey anlatıyor" dedim. Dışişleri Bakanı Gül hemen müdahale etti, "Durun daha her şey bitmedi."
Evet, kuşkusuz bitmedi ama gerek resmi heyette ve gerekse gazeteciler arasındaki iyimser hava o saatlerde elle tutulur netlikteydi. Akşam üzerine doğru ise iyimser hava yavaş yavaş dağılmaya başladı. Gecenin geç saatlerinde ise resmi heyet soğukkanlılığını koruyordu, ama lobide bekleşen ve sigara içip AB geyiği yapmaktan bitip tükenmiş gazetecilerin ve diğer kişilerin morali yerlerdeydi. Kafalar karışmıştı.
Başbakan'ın sabahki sohbetinin ayrıntılarını haberlerde okuyacaksınız zaten, ben burada kendimce en önemli bulduğum konunun, Başbakan'ın Kıbrıs'la ilgili sözlerinin üzerinde duracağım.
Kıbrıs Cumhurbaşkanı Papadopulos'un bu zirvenin yegane mağlubu olup olmayacağıyla ilgili soruyu Başbakan'a ben sordum. Başbakan Erdoğan, bunun üzerine, Kıbrıs'ın ödülünü çok önce, AB'ye tam üye olarak aldığını söyledi, bazı eleştirileri sıraladı ve ardından sürprizi yaptı: Türkiye, zirve sonrası dönemde ve herhalde müzakerelerin de açılmasından önce Kıbrıs'ta çözümü kovalayan bazı yeni girişimlerde bulunacaktı. Başbakan, haftalardır Türk ve Yunan basınında sözü edilen 'İtalyan girişimi'ni de doğruladı, hatta bu konuda İtalyan Başbakanı Berlusconi'ye bazı telkinlerde bulunduklarını da söyledi.
Ancak Papadopulos'un bu zirvenin yegâne mağlubu olup olmayacağını soran tek kişi ben değilim kuşkusuz. Bu kişilerin başında da galiba Papadopulos'un kendisi geliyor. Nitekim, Kıbrıslı Rum lider, zirveyi kilitlemeyi başardı, karar dün net bir biçimde oluşamadı, Kıbrıs paragrafı yazılamadığı için zirve bugüne de taştı.
Aslında belki zirve bildirisinin geri kalanı tam anlamıyla Türkiye'nin istediği gibi olsaydı, Türk tarafı daha dün akşamdan Gümrük Birliği'yle ilgili protokolü imzalamak üzere müzakere etmeyi kabul ettiğini beyan edecekti ama öyle de olmadı. Gerek açık uçluluk ve gerekse müzakerenin başarısız olması halinde tam üyelik dışı çözümlerin olabileceği metne girdi. Yani, Türkiye'nin kırmızı çizgileri aşıldı. Öte yandan, kalıcı ya da geçici kısıtlamalarla ilgili paragrafla Kıbrıs paragrafından ise henüz haber yok, onlar bugün netleşecek.
Bu satırların yazıldığı saatlerde Hollanda Başbakanı Balkenende, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'a zirve kararlarını bildirmekte ve onun evet ya da hayır cevabını beklemekte. Maalesef bu yazı o cevap daha belli değilken tamamlanmak zorunda. O yüzden sonucu burada söyleyemeyeceğim, ama benim gördüğüm bu AB pilavının daha çok su kaldıracağı. Dün gece çok uzun bir gece oldu ve oluyor, bugün daha da uzun bir gün olacağa benziyor.