Canım memleketim

Kendini bilmemek, kendini önce idealize etmek, sonra da hayallerde canlandırılan bu 'üst ego'yu gerçek sanmak ülkemizde çok yaygın bir durum.

Geçen gün, bir televizyon yöneticisi söyledi, onun yalancısıyım, Türkiye'deki bütün ulusal televizyonların bir günlük konuşmacı-tartışmacı konuk ihtiyacı 550 kişiymiş.
Bu kadar yoğun bir talebe karşılık ülkemiz konuşmacı-tartışmacı arzının çok sınırlı olduğu bir yer. O yüzden hep aynı insanları televizyon programlarında tartışmacı olarak görmemiz, Türkiye'nin en büyük kanallarından biri olmakla övünen kanalların prime-time adı verilen en değerli yayın saatinin hemen ardından adını sanını kimsenin bilmediği marjinal kişilerle program yapması, tematik kanal niteliğindeki kanalların meczuplara, delilere program yaptırması falan hep bu yüzden. Kişisel olarak ben akıl sağlığımı korumak için çok sevdiğim halde artık televizyon seyretmemeye, seyredersem de sadece film ve dizi izlemek için seyretmeye başladım.
Bir süreden beri televizyonlardan gelen bütün teklifleri geri çeviriyorum. Hem az önce sıraladığım sebeplerle artık tartışma programlarının izlenmediğine inandığımdan hem de aslında söyleyecek yeni fazla şeyim olmadığından.
Ancak geçen akşam Mehmet Ali Birand'ı kıramadım ve 'Hangi milliyetçilik'in tartışıldığı 32. Gün programına katıldım. Programda Türk milliyetçiliğinin babalarından Reha Oğuz Türkkan, ulusalcılığın teorisyenlerinden Prof. Erol Manisalı, MHP genel başkanlığına adaylığı engellenen Prof. Ümit Özdağ ve milliyetçiliğin kötü bir şey olduğunu savunan araştırmacı Erdoğan Aydın'la bir saat boyunca milliyetçiliği konuştuk.
Programa katılan milliyetçi ve ulusalcılar (aynı kelimenin eski ve yeni Türkçesi arasındaki farkı ben de merak ediyordum, Prof. Manisalı beni tatmin eden bir açıklama yapmadı) Türk milliyetçiliğiyle faşizm ve ırkçılık arasında bir ilişki olmadığını söylediler. Ben de Türkiye'de yaygın olmasa da şiddete dayalı ırkçı bir damarın olduğunu, o kişilerin de kendilerini 'Türk milliyetçisi' olarak tanımladıklarını, ayrıca ırkçı-ayrımcı davranışların 80 yıllık devlet politikalarında da bulunduğunu söyledim. Başka pek çok sözüm tartışıldı ama nedense bu konuda susuldu.
Bu suskunluk, aynı programa katıldığım kişileri kastederek söylemiyorum, Türkiye'de yaygın bir psiko-kültürel duruma işaret ediyor aslında.
2. Dünya Savaşı sonrası Japon kültürünü inceleyen ünlü Amerikalı sosyolog Ruth Benedict, Batı ülkelerindeki 'suç kültürü'ne karşılık Japonya gibi Doğu ülkelerindeki 'utanç kültürü'nden söz eder. Buna göre Batılılar yaptıkları kötü veya ahlak dışı şeylerden (suçlar dahil) ötürü suçluluk duyarlar, itiraf ederler ve yükten kurtulurlar. Buna karşılık Doğu toplumları (ki buna bence biz de dahiliz) yaptıkları kötü ve ahlak dışı şeylerden (suçlar dahil) ötürü utanç duyarlar, işlenen kabahatin başka kimse tarafından işitilmemesine uğraşırlar. Suçluluğa benzer büyük utanç, suç ortaya çıktığında belirir.
İşte bence, birilerinin ısrarla 'Türk milliyetçisi ırkçı değildir' demesinin ardında bu yatıyor. Oysa, 'Maalesef içimizde ırkçılar var, bu sapkınlıktır, Türk milliyetçiliği ırkçılığı reddeder, Türk milletinin diğer milletlerden üstünlüğüne inanmaz ama Türklerin insanlık ailesinin eşit ve onurlu bir üyesi olduğunu savunur' demek mümkün. Nedense bu söylenmiyor, onun yerine susuluyor.
'Sükût ikrardan gelir' de demek istemiyorum, sadece TV programında değil gündelik hayatta da benim bu soruyu sorduğumda suskun kalanların en azından prensipte ırkçılığı reddettiklerini biliyorum. Bu suskunluğun sebebi acaba ne?
Kendini bilmemek, kendini önce idealize etmek, sonra da hayallerde canlandırılan bu 'üst ego'yu gerçek sanmak ülkemizde çok yaygın bir durum.
İlgisizmiş gibi gözüküyor ama tamamen ayrı konuda bir örnek size: Geçenlerde Cumhuriyet Halk Partisi, iki rakı markası 'Ata' ve 'Sarı Zeybek' için mahkemeye gideceğini açıkladı, Atatürk'ün ticari marka olmasına içerlemişler. Hoş bir duyarlık olduğunu düşünebilirsiniz ama aynı CHP'nin Atatürk'ü seçim afişi yaptığını hatırlayınca durum değişiyor.
Atatürk'ün seçmenden CHP için oy istemesi iyi, sağlığında rakıyı sevdiği bilinen Atatürk'ü anıştıran isimlerin rakı markası olması kötü.
Neden?
'Bizde ırkçılık yoktur'u neden her fırsatta yüksek sesle söylüyorsak tam da o yüzden!