CHP'nin çeviri sorunu

AB'ye ilişkin bilgisizlik ve bilgi kirliliğinin yarattığı sıkıntılarımıza şimdi bir de çeviri sorunları eklendi. Koskoca CHP bile bu dertten mustarip.

Geçen hafta salı günü, yani Avrupa Birliği zirvesinden iki gün önce Türkiye Büyük Millet Meclisi'nde yapılan AB konulu genel görüşme sırasında Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanı Deniz Baykal'ın söylediği bazı sözler dikkatimi çekti.
Baykal, konuşmasında mealen şöyle diyordu: "Komisyon raporunda barajlarla sulama sistemlerinin uluslararası yönetime sokulması diplomatik bir dille öneriliyor."
Komisyon raporunu birkaç kez baştan sona okumuştum ve böyle bir ifade aklımda kalmamıştı. Zaten kalsa bu gazetede 10 defa manşet yapardık böylesi bir ifadeyi. Ben yine de oturdum 6 Ekim'de açıklanan İlerleme Raporu'nu baştan sona tekrar taradım, hayır yoktu. Ardından raporun tavsiye bölümünü taradım, yine yoktu. Son olarak Türkiye'nin üyeliğinin AB'ye olası etkilerini ele alan 'etki raporu'nu taradım ve en azından barajlar ve sulama sistemlerinden söz eden bir paragraf buldum. Ama o paragrafta da barajların elimizden alınıp uluslararası yönetime devredilmesiyle ilgili bir cümleye rastlayamadım.
Geçen hafta perşembe günü bu köşede çıkan yazının son satırlarında, Genel Kurul'da böyle dedikodu seviyesindeki 'bilgi'leri dile getirdiği için Deniz Baykal'ı eleştirdim. Sonra öğrendim ki CHP yönetimi benim bu eleştirime çok içerlemişti. Kendi haklılıklarını iddia ediyorlardı.
Önceki gün Meclis'te bütçe görüşmelerini izliyorum. Orada da bir AB kavgası koptu biliyorsunuz. Kavganın temelinde Deniz Baykal'ın konuşmasında dile getirdiği bazı iddialar vardı. Baykal, sanki farklı bir AB kararından söz ediyor gibiydi.
Ardından Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, Baykal'ın elindeki karar metninin doğru metin olmadığını öne sürdü. Buna CHP'liler tepki gösterdi. Baykal bir kez daha kürsüye geldi, elindeki metnin doğru metin olduğunu söyledi.
Onun ardından bu kez Dışişleri Bakanı Abdullah Gül kürsüye gelerek Deniz Baykal'ın konuşmasına dayanak yaptığı çevirinin hem yanlış hem de bazı cümleleri içermeyen eksik çeviri olduğunu kanıtladı. Nitekim kürsüye en son söz konusu çevirileri yapan CHP milletvekili Algan Hacaloğlu çıktı ve çeviride üç kelimenin atlandığını kabul etti.
Ben bunları duyunca hemen aklıma o meşhur barajlar ve sulama sistemleri konusu geldi. Acaba bu da bir çeviri hatasından kaynaklanıyor olabilir miydi? Dün sabah Murat Yetkin'in yardımını istedim ve mesele açığa çıktı: Evet, o da bir çeviri hatasından kaynaklanıyordu.
Önce orijinal İngilizce paragrafı sunayım: "A key issue in the region is access to water for development and irrigation. Water in the middle east will increasingly become a strategic issue in the years to come, and with Turkey's accession one could expect international management of water resources and infrastructures (dams and irrigation schemes in the Euphrates ans Tigris river basins, cross-border water cooperation between Israel and its neighbouring countries) to become a major issue for the EU."
Bakın bu paragrafı CHP İletişim Koordinatörlüğü nasıl çevirmiş: "Bölgede temel bir sorun, kalkınma ve sulama için suya ulaşma meselesidir. Gelecek yıllarda su, Ortadoğu'da giderek artan ölçüde stratejik sorun haline gelecektir ve Türkiye'nin üyeliği ile birlikte su kaynaklarının uluslararası yönetime sokulması beklenebilir (Fırat ve Dicle nehirleri havzasındaki barajlar, sulama sistemleri, İsrail ve komşuları ile sınırötesi su işbirliği). Bu AB için önemli bir sorun haline gelebilir."
Ve şimdi de Dışişleri Bakanlığı tarafından yapılan doğru çeviriyi aktarıyorum: "Bölgede temel bir sorun, kalkınma ve sulama için suya ulaşma meselesidir. Gelecek yıllarda su, Ortadoğu'da giderek artan ölçüde bir stratejik sorun haline gelecektir ve Türkiye'nin üyeliği ile birlikte, (Fırat ve Dicle nehirleri havzasındaki barajlar ve sulama sistemleri, İsrail ve komşuları ile sınırötesi su işbirliği gibi) su kaynaklarının uluslararası yönetiminin AB için çok önemli bir konu haline gelmesi beklenebilir."
Konuyu çok uzatmayacağım ama iki çeviri arasında temel bir fark var, onu görüyorsunuz zaten. Yalnız, bundan da önemlisi, konulara ilişkin bilgisizlikten ya da konuları kendi siyasi meşrebine göre değerlendirme alışkanlığından, veya bunların ikisinden birden kaynaklanan bir cehalet var.
Fırat ve Dicle havzaları zaten uluslararası bir sorunun konusudur. Suriye ve Irak'la bu konuda yaşadığımız sorunları unutmayın. Paragrafın anlatmak istediği, Türkiye'nin üyeliğiyle birlikte sorunun AB içi bir soruna dönüşebileceğidir. Yoksa kimsenin barajları elimizden alacağı falan yok. Ama barajlardan bırakılan su konusunda bugün Türkiye zaten uluslararası antlaşmalara göre davranıyor, 'Egemenlik hakkımı kullanıyorum' diyerek kafasına göre takılmıyor.
***
Daha önce bu köşede AB'ye ilişkin bilgisizlikten ve bilgi kirliliğinden söz etmiş, bunu büyük bir sorun olarak nitelemiştim. Galiba bir başka sorunumuz da kötü çeviri. Koskoca CHP'nin düştüğü hale bakın...