Cumhurbaşkanı Abdullah Gül

Türkiye'yi Köşk değil Başbakanlık yönetir. Başbakanlığı tercih eden Erdoğan, dünkü açıklamasıyla aslında seçim kampanyasını da başlatmış oldu...

Benim aldığım bilgi, Abdullah Gül'ün Cumhurbaşkanı olmaya direndiği ve ancak önceki akşam Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'la yaptığı görüşmede ikna olduğu yönünde. Gül'ün ikna sürecinde Meclis Başkanı Bülent Arınç'ın da en azından dolaylı bir rol oynadığı, Gül veya Erdoğan dışındaki adaylar için 'Rezervim var' diyerek parti içinde bir ikilik çıkma ihtimalini gündeme getirdiği anlaşılıyor.
Arınç'ın Başbakan Erdoğan kendisine 'Sizi değil Abdullah Gül'ü aday olarak düşünüyorum, eğer onu ikna edemezsem üçüncü bir ismi gündeme getireceğim' dediğinde ne hissettiğini bilmiyoruz, muhtemelen uzun süre öğrenemeyeceğiz de.
O bakımdan Bülent Arınç'ın Cumhurbaşkanı olma isteğini açıkça ortaya koyup koymadığını da öğrenemeyeceğiz ama şu anki gerçek Arınç'ın Gül'ü desteklediği, Gül'ün adaylığında da rol oynadığı.
Cumhurbaşkanlığı seçimine bugün gelinen nokta itibarıyla iki açıdan bakmak mümkün.
Birinci açı, ülkemizin ve rejimimizin geleceği. Recep Tayyip Erdoğan aday olmadı, yerine Abdullah Gül'ü aday gösterdi diye mevcut gerilimin kalkmasını beklemek doğru olmaz. Evet, Gül için 'Çankaya noteri olur' veya 'Erdoğan'ın sözünden çıkmaz' denemez. Ama Erdoğan için geçerli itirazların tamamının, itirazcılar açısından düşünüldüğünde, Gül için de geçerli olduğunu unutmamak gerek. Gül sonuçta iktidardaki Adalet ve Kalkınma Partisi'nin iki numaralı lideridir.
Kişisel olarak ben Türkiye'deki gerçek kavganın laik-dinci veya türban kavgası olmadığını düşünsem de kavganın bu araçlarla yapıldığını unutmamak gerek. O bakımdan Gül'ün eşinin türbanı hemen sorun olarak algılanmaya başlandı bile. Bu da gerginliğe hizmet edecektir. Türkiye'nin ise en son ihtiyacı olan şey gerginlik.
Bu gerginliğin ilk işaretini dün Cumhuriyet Halk Partisi, seçim oylamasına katılmayacağını açıklayarak verdi. Yani ilk sınav şu meşhur 367 sınavı olacak, Gül'ün belki adaylığı belki Cumhurbaşkanlığı Anayasa Mahkemesi denetiminden geçecek. Bu da, Anayasa Mahkemesi kararı ne yönde gerçekleşirse gerçekleşsin gerginliğe hizmet edecek ve bence seçimde özellikle CHP'nin aleyhinde işleyecek.
Eğer rejimimizin adı demokrasi ise beğenmesek de Abdullah Gül'ün Cumhurbaşkanlığını ve onu seçen Meclis'in meşruiyetini kabul etmeliyiz. Muhalefete düşen görev, demokratik rejimin temelini sarsmadan muhalefet yapmak ve çok çalışıp iktidar olmak olmalı.
Gelelim ikinci açıya...
İkinci açı, Adalet ve Kalkınma Partisi'nin kendisi ve geleceğini ilgilendiren açı.
Recep Tayyip Erdoğan'ın kendisini değil de Abdullah Gül'ü aday yapması, hangi sebepten kaynaklanıyor olursa olsun bir fedakârlıktır, bunu bir kenara yazmak gerek. Sadece Cumhurbaşkanı olma fırsatını teptiği için fedakârlık değil, esas olarak bir yıla yakın süredir bütün yıldırımları kendi üzerine çekip göğüslediği, bazıları iyice kişiselleşen saldırılara maruz kaldığı için de fedakârlık Erdoğan'ın yaptığı.
Sonuçta yaptığı seçim ise partisi açısından siyasi faydayı maksimize etmeye yönelik. Gül bu partinin lider kadrosunun Erdoğan'dan sonra gelen ismi. Onu Çankaya'ya göndermek, partisi adına bir zafer. Kendisinin partinin başında kalıp seçime hazırlanması ise AKP açısından kuşkusuz daha doğru bir karar.
Sonuçta Türkiye'yi Çankaya değil Başbakanlık yönetiyor ve Erdoğan'ın önceliğini Başbakanlığa vermesi önemli.
Ve Erdoğan, dünkü açıklamasıyla aslında seçim kampanyasını da başlatmış oldu.