Değişimin farkına varmak

Türkiye topraklarında modernleşme-Batılılaşma çabaları bundan yaklaşık 300 yıl önce başladı aslında. Osmanlı, eski ihtişamlı günlerine dönebilmek için bir çare arıyor...

Türkiye topraklarında modernleşme-Batılılaşma çabaları bundan yaklaşık 300 yıl önce başladı aslında. Osmanlı, eski ihtişamlı günlerine dönebilmek için bir çare arıyor, bir yandan kendi devlet yönetme sistemini elden geçirmek üzere hazırlanırken bir yandan gelişmiş Batı'yı inceliyordu.
200 yıl kadar önce en radikal adımlardan biri atıldı, düzenli ordu görevini gören Yeniçeri'nin yanına bir de 'Yeni Düzen' askeri kurulmak istendi. Bu girişime muhafazakâr kesimlerin tepkisi sert oldu, Yeniçeri'yle birlikte gelip padişahı tahttan indirdiler.
Bir sonraki padişah, yeniden reforma girişmek için bir süre bekledi. Harekete geçtiğinde, gericiliğin kalesi olan Yeniçeri'nin üstüne vardı, önce bu kurumu yok etti ve yerine modern bir ordu kurdu.
Bugünkü modern silahlı kuvvetlerin de, bugünkü modern Türkiye'nin de temeli budur. Ve o ordu o günden bugüne Batılılaşmanın öncüsü olmuş, bu ülkenin yüzünün Batı'ya dönük olmasının garantisi olmuştur.
Modern Türkiye 1946'da yüzünü iyice Batı'ya çevirdi ve çokpartili seçimler yapıldı. Bu seçim hileliydi ama 1950'de iktidar seçimle el değiştirdi. Anadolu topraklarında tarihte ilk kez bir iktidar kansız biçimde yerini seçimle gelen başka bir iktidara bırakıyordu.
1960 darbesi bu çizgide önemli bir kırıktır ama öte yandan başka olası
ve daha büyük kırıkları tamire yaradığı da çok konuşulmuştur.
Aynı şekilde 12 Eylül 1980 darbesi de çok önemli, çok büyük bir kırık.
Ancak bu darbe de, başka türlü kırıkları önledi aynı zamanda.
Çok uzaktan bakarak bir değenlendirme yapacak olursak, yakın zamana kadar Türkiye'nin yüzünün Batı'ya dönüklüğünün teminatı Türk Silahlı Kuvvetleri'ydi. Zaman zaman darbe olsa bile, paradoksal biçimde bu darbeler 'demokrasiyi korumak' için yapılıyordu. Ancak bir ülkede demokrasi askeri darbelerle ne kadar daha korunabilirdi ki? Bu sistem sürdürülebilir değildi ve esasen Türkiye'nin Batı'dan uzaklaşma ihtimali de artık yok sayılmıyordu.
Kısacası, TSK yakın zamana kadar Türkiye'yi Batı istikametinde tutan bir 'çıpa' görevi görüyordu ama bu durum sürdürülebilir değildi. Türkiye'yi Batı yörüngesinde tutmak için daha kalıcı, vatandaşın daha gönüllü katılım sağladığı bir başka mekanizmaya ihtiyaç vardı.
O mekanizmanın adı Avrupa Birliği işte.
Çok ama çok temel bir değişimden söz ediyorum. Artık demokrasimizi kendimiz koruyacak ve kollayacağız. Bunu beceremememiz ve askeri göreve davet etmemiz demek önce AB'den kopmamız demek olacak. Ve ardından da Batı sisteminden kopacağız büyük ihtimalle.
O yüzden darbeler döneminin kapandığını gönül huzuru içinde söyleyebiliriz. Bir daha bu ülkede 'emir komuta zinciri içinde ve emirle' darbe olmaz, olamaz. O devir bitti.
Ama öte yandan bir daha bu ülkenin 12 Eylül'ün hemen öncesinde olduğu gibi kendi kendini yönetemez bir hale gelmesine de izin verilemez. Henüz bu konuda bir önlemimiz yok ama bir an önce Türkiye'de yöneten bir demokrasiyi de kurmamız, arızalarımızı gidermemiz gerekiyor.
Siyaseten Batı'ya kuşkuya yer bırakmayacak biçimde demirlemiş olmanın bir başka getirisi ekonomi alanında yaşanacak. Ekonomik ilişkilerimiz daha da Batılılaştıkça, bu ülkenin vatandaşlarına daha fazla refah sunabilir hale geldiğini de göreceğiz.
Bu değişimi henüz idrak etmedik ama emin olun, ağır ağır hepimiz değişeceğiz ve yeni gerçeklere ayak uyduracağız.