Demokrasiyle yenmek

Babacan'ın ucunu gösterdiği 'sürprizler' Kürt sorununu yumuşatacak adımlar olabilir.

Haftalardır aynı konuyu orasından burasından yazıyorum, bazı okurlar artık sıkıldıklarını söylüyorlar ve haklılar da ama bir yandan da iyi ki de yazıyorum. Çünkü Dağlıca saldırısı olup 12 şehit verdiğimiz gün yükselen duygusal havada intikam isteği ağır basıyor, gazetelerde kimi etkili köşe yazarları 'Barzani'yi vurmak'tan söz ediyorlardı. Belki biraz da benimki ve benim gibi bir avuç köşe yazarının ısrarlı yazıları sonrası bugün yeniden aklıselimle düşünme ve yazma noktasına geri gelindi.
PKK terörü hepimizin ortak derdi. Hepimiz terörün can almasından nefret ediyoruz, bazen bazılarımızın duyguları kabarıyor ama ne iyi ki sonunda hep aklıselim galip geliyor.
Terör sorununun bitmesi lazım elbette. Ve bu sorunun bitmesi için de sadece askerin kendi canını da ortaya koyarak mücadele etmesi yetmez. Hatta şöyle diyebiliriz: Terörle askeri ve polisiye yöntemlerle mücadele bir zorunluluk olmakla birlikte toplam mücadele göz önüne alındığında askeri ve polisiye önlemler işin görece küçük bir bölümünü oluşturur.
Esasen polis ve asker teröristle mücadele ederken siyasi otoritenin ve sivil toplumun terörle mücadelesi gerekir. Terörü yaratan, ona gelişme imkânı tanıyan ortamı ortadan kaldıramazsak, teröristle istediğimiz kadar etkili mücadele edelim, sorunu kökünden çözemeyiz, can vermeye devam ederiz. Unutmayın, üç kişi de terör örgütüdür, giderler bir bombayı bir yere koyarlar, can alırlar.
O yüzden, daha ilk günden beri, teröristi değil terörü bitirecek bir stratejimiz olup olmadığını sorguluyorum. Şimdi, iyimser olmaya çalışarak söylüyorum, sanki böyle bir stratejinin türlü çeşitli taktik adımları üzerinde çalışılıyor ve sanki bazı ipuçları veriliyor.
Başından beri mesele, PKK ile sıradan Kürtlerin arasındaki mesafeyi açmak aslında. Ve tartışılan konu da, bu mesafe açma işinin nasıl yapılacağı.
Benim gibi bazıları, halkı PKK'dan uzaklaştıracak ve Türkiye'ye sadakati arttıracak adımların demokratikleşmeyi, kültürel hakları, devletin Kürtlere eşit muamele etmeye başlamasını içermesi gerektiğini söylüyor.
'Halkı kazanma'nın çok temel bir konu olduğunu kabul eden başkaları ise bu hakların PKK'nın da talepleri arasında yer aldığını, o yüzden terör bitmeden verilemeyeceğini söylüyor. (Daha şahin pozisyon alanlar da var ama onları eski komutanların Fikret Bila'ya yaptığı açıklamalardan sonra artık göz ardı edebiliriz sanırım.)
Bakın dün Cumhurbaşkanı Abdullah Gül de bu konuya girdi, Tiflis'te kendisini izleyen gazetecilere, "Yüksek perdeden şunları söyleyebilirim: Demokrasi tek başına terörü mağlup etmez, izole eder. O zaman da terörü, teröristi yenme gücü ortaya çıkar. Terörist eylem yapmak ister'' dedi.
Bu da son birkaç haftaya sığan ipuçları zincirine yeni bir halka ekledi. Demek hükümet ve Cumhurbaşkanı, demokratikleşmeyi hızlandırmaya hazırlanıyor.
Aslına bakacak olursanız bunun tam da zamanı. Çünkü Türkiye, PKK ile mücadelesinde ansızın hiç de ummadık bir müttefik buldu kendine: Avrupa Birliği. PKK'nın ve DTP'nin AB karşıtı çizgisi akla geldiğinde bu yeni müttefik çok da sürpriz değil belki. Ve şimdi, belki de Dışişleri Bakanı Ali Babacan'ın ucunu gösterdiği 'sürpriz'ler, AB reformları adı altında Kürt sorununu yumuşatacak demokratik ve kültürel adımlar olabilir.