Demokratik atmosferde nefes alma ihtiyacı

Geçen gece bir arkadaşımızın doğum günü için düzenlenen yemekteydik. Hepsi de Türkiye'nin iyi okullarında eğitim görmüş, hepsi de orta üst sınıftan, hepsi de işinde gücünde bir hayli başarılı ve kendi...

Geçen gece bir arkadaşımızın doğum günü için düzenlenen yemekteydik. Hepsi de Türkiye'nin iyi okullarında eğitim görmüş, hepsi de orta üst sınıftan, hepsi de işinde gücünde bir hayli başarılı ve kendi geleceklerini de büyük ölçüde garanti altına almış 40-50 kişi bir aradaydı.
İçlerinde şirket sahibi girişimciler de vardı, özel sektörde üst düzey yöneticilik yapanlar da, Türkiye'nin adı bilinen ailelerine mensuplar da. Yani bir anlamda toplumun kremasından insanlar vardı o yemekte.
Tabii biraz sonra söyleyeceklerim o gece orada olanların tümüne yansıtılamaz belki ama, geceye katılanlardan birinin aralarında benim de olduğum küçük bir gruba yaklaşıp, 'Yahu memlekette demokrat kimse kalmadı mı' demesi çok manidardı. Bu serzenişte bulunan arkadaşımızın anlattığına göre, kendi yakın çevresinde olup da Türkiye'de yaşanmakta olan durumun acayip olduğunu düşünen, söz konusu olanın bir partiyi beğenip beğenmemek değil demokrasinin ta kendisi olduğunu düşünen kimse kalmamıştı.
Bir anlamda, 'Nefes almak istiyorum' diyordu arkadaşımız, 'Demokrasiyle nefes almak istiyorum.'
***
Ünlü sözdür: Meşruiyet içinde çareler tükenmez.
Burada kilit, 'meşruiyet.'
Söz konusu olan Adalet ve Kalkınma Partisi ve onun 4.5 yıllık iktidarı. Seçilip iktidara gelmelerinden 4.5 yıl sonra onların meşruiyetini sorgulamak ve AKP iktidarının 'gayrimeşru' olduğunu ileri sürüp 'Bu iktidara karşı her yol mubah' anlayışına gelmek, bugünlerde çok yaygın bir davranış biçimi.
Ve bu 'her yol mubah' anlayışı da, kendi içinde sözde 'meşruiyetini' Ankara Tandoğan'da başlayıp İzmir Gündoğdu'da sona eren mitinglerde toplanan kalabalıktan alıyor.
'Her yol mubah' olunca, Genelkurmay'ın gece yarısı siyasi sisteme ve daha da önemlisi Anayasa Mahkemesi'nde görülmeyi bekleyen bir önemli davaya açıkça müdahale eden açıklama yapmasını yadırgamazsınız.
'Her yol mubah' olunca, ana muhalefet partisinin liderinin çıkıp aynı Anayasa Mahkemesi'nden beklenen karar için, 'Eğer karar iptal yönünde olmazsa ülkede kaos olur' diye açıklama yapmasını da 'normal' ve 'olağan' bulursunuz.
***
Adalet ve Kalkınma Partisi'ne yönelik eleştirileriniz her ne olursa olsun, maçın bitmesine dakikalar kala oyun kuralının değiştirilmesi, birilerinin bir tarafın kalecisini oyundan atıp sonra da kalesini başka yere kurmasını, maçı da AKP'nin karşısında olan taraf galip gelene kadar uzatmak istemesini yadırgamamak, ayıplamamak elde değil.
Demokrasilerde yarışma sandıkta, halkın önünde, halkın oyunu kazanmak için yapılır.
Bu yarışın adil ve eşit şartlarda yapılması için zaman içinde tecrübeler sayesinde getirilmiş bir dizi kural vardır. Birileri bu eşitliği birileri lehine bozmaya kalktığında buna seyirci kalınamaz.
Ama geçen geceki yemekte o arkadaşımızın söylediği gibi, toplumun kremasını oluşturan, bir anlamda topluma da öncülük etmesi beklenen en 'ileri' ve en 'Batılı' kesimlerinde bile, 'her yol mubah' anlayışı onay görüyorsa, o toplum adına iyimser olmak zorlaşıyor.
***
Giderek yalnızlaştığımı hissediyorum.
Her siyasi anlayışın, her inanışın militanları olabilir ama 'militan demokrat' diye bir şey olmaz, eşyanın tabiatı gereği.
Oysa belki de Türkiye'de ihtiyaç duyulan şey, özellikle de bugünlerde ihtiyacı duyulan şey 'militan demokratlar.'
***
Pek çok kişi, demokrasiyi savunmanın AKP'nin değirmenine su taşımak olduğunu düşünüyor.
İşte o yüzden, aslında demokrasi dışı bir ortamda nefes alamayacaklarını bildikleri halde demokrasi yanlısı gözükmekten çekiniyorlar.
Toplumun önüne adam gibi bir alternatifi koyamayan muhalefetin kabahatini demokrasinin üstüne nasıl yıkarız?
Demokrasiyi savunmak neden AKP'nin değirmenine su taşımak olsun? Eğer seçmen çoğunluğu bu partiyi tercih etmeye devam ederse, onları alaşağı etmek için askeri darbenin de 'mubah' olması mı gerekiyor? Bu kadar mı gözümüz karardı?
Sonunda sandıktan çıkacak karara da saygı duymayacak mıyız, eğer AKP'ye karşıysak bu karardan dersler çıkarıp kendimizi bir sonraki seçimde iktidar olmaya hazırlamayacak mıyız? Yoksa, 'Armut piş ağzıma düş' diye düşünüp birilerinin AKP'yi şu veya bu yolla alaşağı etmesini ve iktidara bizi getirmesini mi umacağız?
O sandıktan bir zafer çıkmadıkça, yani bu seçmenin kalbini ve beynini kazanmadıkça bu yapılanların hepsinin tarihe kötü geçecek 'pansuman'lar olduğunu hiçbir zaman anlayamayacak mıyız?
***
Nefesimizi tutmak ve ne olacağını çaresiz biçimde beklemek istemiyoruz.
Hepimiz nefes almak istiyoruz.
Ve unutmayın, 'biz'lerin nefes alabileceği yegâne atmosfer demokrasidir, ülkenin nefes alabileceği yegâne atmosfer demokrasidir.