Depremi beklerken

İstanbul Zeytinbur-nu'da bir binanın yıkılması, hatırlamamakta direndiğimiz kaçınılmaz gerçeği gözümüze soktu: Depremden kaçış yok.

İstanbul Zeytinburnu'da bir binanın yıkılması, hatırlamamakta direndiğimiz kaçınılmaz gerçeği gözümüze soktu: Depremden kaçış yok.
Deprem bir doğa hadisesi ve onu engellemeye de, ondan kaçmaya da imkân yok. Ama depremin hasarlarından kaçınmak mümkün.
Kötü bir tesadüf belki ama, Zeytinburnu yıkımı ile uğraşılan saatlerde Güneydoğu'dan 5.9'luk bir deprem haberi geldi. Geçmişte, aynı büyüklükte bir deprem Afyon Dinar'da onlarca cana mal olmuştu, bu kez ne iyi ki kimsenin canına bir zarar gelmedi.
İşte İstanbul da, beklenen büyük depremden tek bir can bile kaybetmeden kurtulmayı başarabilmeli. Bunu yapmak bizim elimizde. Ama hepimizin sorumluluğu paylaşması şart!
Bakın, etraftan hiç de umut verici olmayan haberler geliyor. Örneğin, yıkılan binanın bulunduğu Zeytinburnu ilçesi deprem için pilot seçilmiş, buradaki binalar taramadan geçirilmişti. Yıkılan bina görece 'sağlam' kabul edilenler arasındaydı ama deprem bile gerekmeden yıkıldı gitti.
Acaba Zeytinburnu'da yapılan tarama ne kadar kaliteli bir tarama oldu? İster istemez herkesin aklına bu soru geldi.
Öte yandan, Zeytinburnu'da tarama bitti ama bu konuda hâlâ bir şey yapılamadı. Yıllardır gazetelerde yazıyoruz bu ilçenin taşınacağını fakat evlerin boşaltılıp nüfusun oradan başka yerlere aktarılması için gereken yasal altyapı da yok ortada, mali kaynak da.
Vatandaş, hasarlı bile olsa, açıkça tehlike de içerse binasından çıkmıyor, binasını tamir de ettirmiyor. Yıkılan binanın deprem dayanıklığı testi 1500 YTL tutmuş, bina sakinleri bu parayı ödeyemediği için test yapılmamış. Oysa yapılmış olsa kaybedilen iki can bugün belki yaşıyor olacaktı.
Depreme karşı güçlendirmenin önündeki en büyük engel işte bu: Vatandaşın veya kamu otoritesinin mali kaynağının olmaması.
Ortada ciddi mülkiyet sorunları var ve daha da olacak. Belediyenin bizim paralarımızla çürük ev sahiplerinin evlerini onların hayatlarını kurtarmak için kamulaştırması veya onlara yeni ve sağlam evler yapması acaba ne kadar hakkaniyetli?
Bu soruyu sormanın ayıp olduğunu düşünebilirsiniz ama depreme karşı önlemini almış binalarda oturanlar neden cezalandırılmış olsunlar?
Esasen kamunun kendi işi de başından aşkın. Bildiğim kadarıyla hâlâ İstanbul'un otoyol viyadüklerinin depreme karşı güçlendirilmesi çalışmaları bitmiş değil. Sadece yollar değil, kamu binaları, okullar, hastaneler, hiçbiri için yeterli önlem alınmış değil. Çürük olduğu biline biline kullanılan hastane binaları var İstanbul'da.
Daha da vahimi, zamanın kuş gibi uçup gittiğini fark etmek. Bir bakmışsınız 17 Ağustos depreminin üzerinden 7.5 yıl geçmiş, depremle ilgili açılan ceza davaları zamanaşımına girmiş bile.
Bundan yedi yıl önce, İstanbul depreminin 10 yıl içinde olma olasılığının yüzde 30 olduğu söyleniyordu. Zaman geçtikçe olasılık da artıyor, unutmayın. Yani, önümüzde kaçınılmaz bir deprem var ve her geçen gün bu depreme biraz daha yaklaşıyoruz.
Depremimizi bekliyoruz ve galiba hiçbir şey yapmadan, sadece bekliyoruz.